<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kilis Avukat arşivleri - Kilis Avukat Taha AKKURT</title>
	<atom:link href="https://avukattahaakkurt.com/category/kilis-avukat/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://avukattahaakkurt.com/category/kilis-avukat/</link>
	<description>Profesyonel Ve Çözüm Odaklı Yaklaşım</description>
	<lastBuildDate>Sun, 07 Sep 2025 21:02:28 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>
	<item>
		<title>Önalım(Şufa) Hakkına Dayalı Tapu İptali ve Tescil Davası</title>
		<link>https://avukattahaakkurt.com/kilis-sufa-onalim-hakkina-dayali-tapu-iptali</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[avukattahaakkurt]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Sep 2025 10:30:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kilis Avukat]]></category>
		<category><![CDATA[Kilis Avukat Taha Akkurt]]></category>
		<category><![CDATA[Kilis Hukuk Avukat Bürosu]]></category>
		<category><![CDATA[Avukat Taha Akkurt]]></category>
		<category><![CDATA[Kilis Avukat ve Hukuk Bürosu]]></category>
		<category><![CDATA[kilis Şufa (Önalım) Hakkı Davası Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Önalım(Şufa) Hakkına Dayalı Tapu İptali ve Tescil Davası]]></category>
		<category><![CDATA[Şufa (Önalım) Hakkı Davası Nedir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://avukattahaakkurt.com/kilis-sufa-onalim-hakki-davasi-nedir</guid>

					<description><![CDATA[<p>Önalım hakkı, hakka konu olan mülkiyet konusu bir malın, önalım olayının gerçekleşmesi yani maliki tarafından 3. bir kişiye kısmen veya tamamen satılması halinde tek taraflı bir irade beyanı ile malın alıcısı olma yetkisi veren yenilik doğuran bir haktır.</p>
<p><a href="https://avukattahaakkurt.com/kilis-sufa-onalim-hakkina-dayali-tapu-iptali">Önalım(Şufa) Hakkına Dayalı Tapu İptali ve Tescil Davası</a> yazısı ilk önce <a href="https://avukattahaakkurt.com">Kilis Avukat Taha AKKURT</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="fusion-fullwidth fullwidth-box fusion-builder-row-1 fusion-flex-container has-pattern-background has-mask-background nonhundred-percent-fullwidth non-hundred-percent-height-scrolling" style="--awb-border-radius-top-left:0px;--awb-border-radius-top-right:0px;--awb-border-radius-bottom-right:0px;--awb-border-radius-bottom-left:0px;--awb-flex-wrap:wrap;" ><div class="fusion-builder-row fusion-row fusion-flex-align-items-flex-start fusion-flex-content-wrap" style="max-width:1372.8px;margin-left: calc(-4% / 2 );margin-right: calc(-4% / 2 );"><div class="fusion-layout-column fusion_builder_column fusion-builder-column-0 fusion_builder_column_1_1 1_1 fusion-flex-column" style="--awb-bg-size:cover;--awb-width-large:100%;--awb-margin-top-large:0px;--awb-spacing-right-large:1.92%;--awb-margin-bottom-large:0px;--awb-spacing-left-large:1.92%;--awb-width-medium:100%;--awb-order-medium:0;--awb-spacing-right-medium:1.92%;--awb-spacing-left-medium:1.92%;--awb-width-small:100%;--awb-order-small:0;--awb-spacing-right-small:1.92%;--awb-spacing-left-small:1.92%;"><div class="fusion-column-wrapper fusion-column-has-shadow fusion-flex-justify-content-flex-start fusion-content-layout-column"><div class="fusion-title title fusion-title-1 fusion-sep-none fusion-title-text fusion-title-size-three" style="--awb-margin-top:20px;"><h3 class="fusion-title-heading title-heading-left" style="margin:0;">Önalım(Şufa) Hakkına Dayalı Tapu İptali ve Tescil Davası</h3></div><div class="fusion-text fusion-text-1 fusion-text-no-margin" style="--awb-content-alignment:justify;--awb-margin-bottom:40px;"><p><strong>Önalım Hakkı Nedir?</strong></p>
<p>Önalım hakkı, hakka konu olan mülkiyet konusu bir malın, önalım olayının gerçekleşmesi yani maliki tarafından 3. bir kişiye kısmen veya tamamen satılması halinde tek taraflı bir irade beyanı ile malın alıcısı olma yetkisi veren yenilik doğuran bir haktır. Önalım hakkı <strong>sözleşmeden</strong> doğabileceği gibi, örneğin miras hukukundan kaynaklı olarak paylı mülkiyette <strong>yasal önalım hakkı</strong> şeklinde de meydana gelebilmektedir. Elbirliğiyle mülkiyette ise her türlü işlemin tüm malikler tarafından birlikte yapılması gerekmektedir, bu nedenle ortaklardan birinin tek başına pay satışı gerçekleştirmesi mümkün olmamaktadır ve dolayısıyla önalım hakkının kullanılmasına da gerek yoktur. Aynı şekilde, kat mülkiyeti veya kat irtifakına tabii bulunan bağımsız bölümlerin satışı halinde de diğer bağımsız bölüm malikleri tarafından önalım hakkı kullanılamaz.</p>
<p>Önalım hakkının kullanılması ile birlikte malı satın alan 3. kişi ile önalım hakkı sahibi arasında, satıcı ile 3. kişi arasında gerçekleştirilmiş olan sözleşme ile aynı kapsam ve şartlara tabii bir sözleşme kurulmuş olacaktır. İstisnai olarak aşağıda detaylı olarak inceleneceği üzere sözleşmeye dayalı önalım hakkında önceden şartları belirlenmiş ve tapuya şerh edilmiş olan nitelikli/mevsuf önalım hakkında önalım hakkına konu olan malı veya payı alan kişinin önalım sözleşmesinde belirlenmiş olan şartlar dahilinde önalım hakkı sahibine teslim gerçekleştirmesi gerekecektir.</p>
<p>Bu yayınımızda yalnızca önalım hakkı konusu işlenmekte olup, önalım davası dediğimiz dava, esasen önalım hakkına dayalı tapu iptali ve tescil davasıdır. Bu makalemizde spesifik olarak önalım hakkına ilişkin bilgiler vereceğiz; ancak genel olarak tapu iptali ve tescil davaları hakkında daha detaylı bilgi için tıklayınız: Tapu İptal ve Tescil Davası</p>
<p><strong>Yasal Önalım(Şufa) Hakkı</strong></p>
<p><strong>Yasal önalım hakkı</strong>, kanundan doğan ve <strong>paylı mülkiyet konusu</strong> bir taşınmazın paydaşlarından birinin, maliki olduğu payının tamamını veya bir kısmını paydaşlar dışındaki 3. bir kişiye satması halinde, diğer paydaşlara tek taraflı iradeleri ile bu payın alıcısı olma hakkı veren ve yenilik doğuran haklar grubunda yer alan bir haktır. Yasal önalım hakkı sahibi, örneğin bir malın mülkiyetine paylı mülkiyet dahilinde sahip olan mirasçılar, önalım olayının gerçekleşmesi halinde bu hakkı kullanabileceklerdir.</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td width="604"><strong>Yargıtay 14. Hukuk Dairesi tarafından 2020/4384 E., 2021/86 K. sayı</strong> ile verilmiş olan kararda: &#8220;<em>Kanuni önalım hakkının, başlıca iki amacının olduğundan söz edilebilir; Birincisi, paydaşlar arasına istenmeyen kişilerin girmesini önlemek; diğeri ise, paydaş sayısını azaltmak ve paylı mülkiyetin ortadan kalkmasını kolaylaştırmaktır. Kanuni önalım hakkı, paylı mülkiyet ilişkisinin kurulduğu anda doğar ve mülkiyet ilişkisi devam ettiği müddetçe varlığını sürdürür; paydaşlardan birinin, payını üçüncü bir kişiye satması durumunda, önalım hakkı kullanılabilir hale gelir.</em>&#8221; ifadeleriyle önalım(şufa) hakkının amaçlarına değinilmiştir.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>a) Yasal Önalım Hakkı(Şufa) Nasıl Kullanılır, Şartları Nelerdir?</strong></p>
<p>Yasal önalım hakkının kullanılabilmesi için, önalım olayının gerçekleşmiş olması, taşınmazın paydaşlar dışındaki 3. bir kimseye satılmış olması veya satışa eşdeğer işlem gerçekleştirilmiş olması, yasal önalım hakkı sahibinin önalım olayının gerçekleşmesi akabinde bu hakkını kullanmak istemesi ve buna ilişkin olarak tek taraflı yenilik doğurucu irade beyanında bulunması şartlarının birlikte mevcut olması gerekmektedir.</p>
<p>Önalım hakkı, <strong>alıcıya karşı dava açılarak kullanılır</strong>. Önalım hakkı sahibi, adına payın tesciline karar verilmeden önce, satış bedeli ile alıcıya düşen tapu giderlerini, hâkim tarafından belirlenen süre içinde hâkimin belirleyeceği yere nakden yatırmakla yükümlüdür. Uygulamada, satış bedelinin önalım hakkı sahiplerinin bu haklarını kullanmalarının önüne geçmek amacıyla yüksek gösterilmiş olması halinde önalım hakkı sahipleri tarafından muvazaa iddiasında bulunulmakta ve mahkeme tarafından bilirkişi incelemesi için dosya bilirkişiye tevdi edilebilmektedir.</p>
<p><strong>a.1) Paylı Mülkiyet Söz Konusu Olmalıdır</strong></p>
<p>Yasal önalım hakkı, paylı mülkiyete ilişkin olarak öngörülmüş olan bir haktır. Kanunda yer alan ifadelerde açıkça görüldüğü üzere yalnızca paylı mülkiyet halinde önalım hakkının kullanılabileceği açıktır. Dolayısıyla elbirliğiyle mülkiyet, kat mülkiyeti ve kat irtifakı gibi hallerde, diğer ortaklar ile arsa sahibi bağımsız bölüm maliklerinin önalım hakkı yoktur. Kaldı ki yukarıda da belirtmiş olduğumuz üzere, elbirliğiyle mülkiyet halinde diğer ortakların onayı alınmadan herhangi bir şekilde pay satışı da mümkün olamamaktadır.</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td width="604"><strong>Türk Medeni Kanunumuzun 732. Maddesine Göre:</strong> <em>&#8220;Paylı mülkiyette bir paydaşın taşınmaz üzerindeki payını tamamen veya kısmen üçüncü kişiye satması hâlinde, diğer paydaşlar önalım hakkını kullanabilirler.&#8221;</em></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>a.2) Pay Sahiplerinden Biri Tarafından 3. Kişiye Pay Satışı Gerçekleştirilmiş Olmalıdır</strong></p>
<p>Yasal önalım hakkının kullanılabilmesi için, paylı mülkiyet hakkı sahibi olan paydaşlardan birinin veya birkaçının, sahip oldukları payları 3. kişilere satmış olmaları gerekmektedir. Eğer 3. kişi tarafından söz konusu payın kazanımı satış sözleşmesi değil de bağış sözleşmesi(bağışlama) ya da trampa sözleşmesi(halk arasında bilinen adıyla takas) gibi başka bir sözleşme tipiyle gerçekleştirilmişse ya da cebri icra yoluyla pay satın alınmışsa önalım hakkının kullanılması mümkün değildir.</p>
<p><strong>a.3) Fiili Taksim Söz Konusu Olmamalıdır</strong></p>
<p>Fiilen taksim ya da fiili taksim, paylı mülkiyete konu malın, malikler arasında fiilen bölüştürülmesi ve bu şekilde kullanılmasını ifade etmektedir. Örneğin 4 eşit paydan ibaret olan, toplam 200 dönümlük bir araziyi ele alalım. Pay sahibi olan malikler kendi aralarında araziyi bölüşmüşler ve yalnızca kendilerine ait olan kısmı sürüyorlarsa; çit, ağaç vb. unsurlarla paylarını fiilen bölüşmüşlerse, kendi aralarında fiilen taksim gerçekleştirmiş olduklarının kabulü gerekir. Ancak fiilen taksimin varlığının kabul edilmesi için de eylemli bir bölüşmenin tespit edilmesi gerekir.</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td width="604">Konuya ilişkin olarak <strong>Yargıtay 14. Hukuk Dairesi&#8217;nin 2018/5410 E. ve 2021/4017 K. sayılı Kararına göre:</strong></p>
<p>&#8220;<em>İlk derece mahkemesince davanın reddine dair verilen kararın gerekçesinde “&#8230;taşınmazın çok sayıda paydaşı olmasına karşın fiilen taksim edildiğinden söz edebilmek için her bir paydaşın fiilen kullandığı bir bölümün olması ya da taşınmazı kullanan paydaşların paylarına karşılık gelen bir alanı kullanmaları gerekmemektedir. <strong>Ortada hukuken geçerli olmasa bile bir eylemli bölüşme söz konusu olduğundan zamanında davalının satın aldığı yer üzerinde hak iddia etmeyen davacının önalım hakkını kullanması Medeni Kanunun 2. maddesi ile bağdaşmaz</strong>&#8230;” şeklinde belirtildiği, Antalya BAM 5. Hukuk Dairesince davacı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine dair verilen kararın gerekçesinde ise “&#8230;mahkemece yapılan yargılama, dinlenen tanık beyanları ve tüm dosya kapsamı göz önünde tutularak taşınmazın zeminde beş parça halinde kullanıldığı, taşınmazda fiili taksim bulunduğundan bahisle davanın reddine ilişkin kararının yerinde olduğu…” şeklinde belirtildiği görülmektedir. <strong>Halbuki fiili taksim iddiasının kabul edilebilir olması için davacı ve davalının taşınmaz üzerinde ayrı ayrı kullandığı yerlerin bulunması gerekmekte olup</strong>, dosyadaki raporda davacı &#8230;’in davaya konu 170 ada 3 parsel sayılı taşınmazda diğer paydaşlardan ayrı olarak kullandığı bir yerin tespit edilmemiş olduğu ortadayken ilk derece mahkemesince, taşınmazda fiili taksimin varlığı sebebiyle davanın reddi kararı ile Antalya BAM 5. Hukuk Dairesinin davacı vekilinin istinaf talebinin esastan reddi kararı doğru görülmemiştir.</em>&#8220;</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Dolayısıyla fiili taksimin mevcut olması için paydaşların ayrı ayrı ve kendilerine özgülenmiş kullanım yerleri bulunduğunun keşif, tanık beyanları ve diğer deliller ile açıkça ortaya konulması gerekmektedir. Fiili taksim olgusuna ilişkin olarak makalemizin devamında çok daha kapsamlı açıklamalar yer almaktadır.</p>
<p><strong>a.4) Yasal Önalım Hakkını Paydaşlar Kullanmalıdır</strong></p>
<p>Yasal önalım hakkı sahipleri, paylı mülkiyete tabii taşınmaza, payın 3. kişiye satışı öncesinde malik olan paydaşlardır. Dolayısıyla yasal önalım hakkını yalnızca diğer şartların da mevcut olması halinde bu paydaşlar kullanabilir. Bunun dışında söz konusu taşınmaz üzerinde şahsi bir hakkı bulunan ya da sınırlı ayni hakkı bulunan kişiler önalım hakkını kullanamaz.</p>
<p><strong>a.5) Yasal Önalım Hakkı, 3. Kişilere Karşı Kullanılmalıdır</strong></p>
<p>Yasal önalım hakkı, yalnızca paylı mülkiyete tabii olan taşınmazın paydaşlarından birinin payını satın alan 3. kişilere karşı kullanılabilir. Eğer payı satın alan kişi de 3. kişi değil de paydaşlardan biriyse, diğer paydaşların ona karşı önalım hakkını kullanması mümkün değildir.</p>
<p><strong>a.6) Yasal Önalım Hakkı Sahibinin Bu Hakkından Feragat Etmemiş Olması Lazımdır</strong></p>
<p>Yasal önalım hakkından feragat edilebilmektedir. Feragat tek bir hukuki işleme ilişkin değil de genel olarak tüm satış işlemlerine dair yapılacaksa resmi şekilde yapılmalı ve tapuya şerh edilmelidir.</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td width="604"><strong>4721 sayılı Türk Medeni Kanunumuzun 733. Maddesine Göre:</strong> <em>&#8220;Önalım hakkından feragatin <strong>resmî şekilde yapılması</strong> ve <strong>tapu kütüğüne şerh verilmesi</strong> gerekir. <strong>Belirli bir satışta önalım hakkını kullanmaktan vazgeçme, yazılı şekle tâbidir ve satıştan önce veya sonra yapılabilir.</strong>&#8220;</em></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Açıkça görüldüğü üzere, yalnızca belirli bir satış işlemine ilişkin önalım hakkının kullanılmasından vazgeçilecekse, işlemin adi yazılı şekilde gerçekleştirilmesi yeterli olacaktır ve bu şekilde feragat satış öncesinde de sonrasında da yapılabilir. Dolayısıyla önalım hakkından genel olarak feragat edilmesi ile yalnızca belirli bir satışa istinaden bu hakkı kullanmaktan vazgeçme arasında bir ayrıma gidilmiştir.</p>
<p><strong>b) Önalım(Şufa) Hakkına Dayalı Tapu İptali ve Tescil Davası</strong></p>
<p>Yukarıda kısaca yasal önalım hakkından, bu hakkın kullanılmasına ilişkin kanun ve uygulamada öngörülmüş olan şartlardan bahsettik ve yasal önalım hakkının kullanılabilmesi için önalım davası açılması gerektiğini belirttik. Bu dava halk arasında şufa davası ya da önalım davası olarak da lanse edilmektedir. Ancak önalım davası olarak bilinen dava, esasen önalım hakkına dayalı tapu iptali ve tescil davasıdır.</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td width="604"><strong>4721 sayılı Türk Medeni Kanunumuzun 734. Maddesine Göre:</strong> <em>&#8220;Önalım hakkı, <strong>alıcıya karşı dava açılarak kullanılır.</strong></em> <em>Önalım hakkı sahibi,<strong> adına payın tesciline karar verilmeden önce, satış bedeli ile alıcıya düşen tapu giderlerini, hâkim tarafından belirlenen süre içinde hâkimin belirleyeceği yere nakden yatırmakla yükümlüdür.</strong>&#8220;</em></p>
<p><strong> </strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Aşağıda önalım hakkına ilişkin açılacak olan davada yürütülecek olan hukuki sürece ilişkin detaylı bilgilendirme yapacağız.</p>
<p><strong>b.1) Yasal Önalım Hakkı Davasında Süreler</strong></p>
<p>Türk Medeni Kanunumuzun 733. maddesinin 4. fıkrasına göre şufa hakkının kullanılması süreye tabii tutulmuştur. Bu sürelerin öngörülmüş olması eleştirilere konu olsa da, önalım hakkının aynı bir hak olmadığını ve kanunkoyucunun hukuki ve ekonomik öngörülebilirliği sağlamak durumunda olduğunu unutmamak gerekir.</p>
<p><u>Önalım hakkının kullanılabilmesi için iki çeşit süre öngörülmüştür:</u></p>
<ol>
<li>Pay satış işleminin hak sahibine bildirildiği tarihten itibaren 3 ay,</li>
<li>Her halde 2 yıl içerisinde önalım hakkı kullanılmalıdır.</li>
</ol>
<p>Söz konusu süreler, hak düşürücü niteliktedir ve hakim tarafından da resen dikkate alınır. Dolayısıyla önalım hakkı sahipleri sürelere önem vermeli, en ufak bir hata yapmamak için süreç boyunca gerekli özeni göstermelidir. Bu sebeple olası hak kayıplarının önlenmesi adına tüm sürecin alanında uzman bir tapu avukatı ile yürütülmesini tavsiye etmekteyiz.</p>
<p>Üç aylık süreye ilişkin olarak detaylı açıklama yapmamız gerekirse: Payını satmış olan eski paydaş ya da o paydaştan söz konusu payı satın almış olan yeni paydaş tarafından, Türk Medeni Kanunumuzun 733. maddesinin 3. fıkrası uyarınca önalım hakkı sahiplerine bildirimde bulunulmuş olması halinde <strong>3 aylık süre öngörülmüştür</strong>. 3 aylık sürenin başlangıç tarihinin, önalım hakkı sahibinin satış işlemini öğrendiği tarih olduğu düşünülebilir ancak bu son derece hatalı bir saptama olacaktır. Çünkü Türk Medeni Kanunumuzun 733. maddesinin 4. fıkrasında yer alan &#8220;satışın hak sahibine bildirildiği tarihin üzerinden üç ay&#8221; ifadesi ile, 3. fıkradaki noter kanalıyla bildirim şartına atıf yapıldığı açıktır. Aksi halde, kanun hükmü olan 3. fıkranın yorum yoluyla geçersiz kılınması anlamı oluşacaktır ki hukuk düzenimizde bu neviden bir yorumun geçerliliği bulunmamaktadır.</p>
<p>Her halde satış işleminin üzerinden iki yıl geçmesiyle birlikte, artık önalım hakkı kullanılamaz. Kanun koyucu bu düzenleme ile alıcı olan 3. kişi açısından hukuki ve ekonomik güvenlik ile öngörülebilirlik sağlamayı amaçlamıştır. Aksi takdirde paylı mülkiyete konu taşınmazın paydaşlarından birinden pay satın alan kişi, yıllar boyunca diken üstünde yaşayacak ve her an hak sahiplerinin önalım hakkını kullanabilecekleri korkusuyla mülkiyet hakkını gerektiği kadarıyla kullanamayacaktır.</p>
<p><strong>b.2) Yasal Önalım Hakkı Davasında Önalım Bedeli</strong></p>
<p>Önalım hakkının kullanılması için önalım davasının açılması gerekir demiştik. Önalım davasında mahkeme önalım hakkına ilişkin nihai kararını vermeden önce önalım bedelinin yatırılması gerekmektedir. Önalım bedeli, paylı mülkiyete konu taşınmaz üzerinde satış sözleşmesi ile pay satın alan 3. kişi alıcı ile eski paydaş olan satıcının tapuda gösterdiği satış bedeli ile davalı tarafından ödenen harç ve masrafların toplamından oluşur.</p>
<p>Tapudaki satış bedelinin, gerçek satış bedelinden daha düşük olduğu iddiası, alıcı tarafından da satıcı tarafından da önalım hakkı sahibine karşı ileri sürülemez. Yargıtay kararları ile de sabit olduğu üzere, hiç kimse kendi muvazaasına dayanarak hak iddia edemez.</p>
<p>Ancak bunun aksi mümkündür. Yani önalım hakkı sahibi, önalım hakkının kullanılmasının engellenmesi amacıyla tapuda gerçekte olduğundan daha fazla satış bedeli gösterildiği iddiasında bulunabilir. Çünkü bu halde önalım hakkı sahibi, kendi muvazaalı işlemini değil, karşı tarafın muvazaalı işlemini ileri sürerek hak iddia etmektedir.</p>
<p><strong>b.3) Satış Bedeli ile Tapu Harçlarının Depo Etmesi Yükümlülüğü</strong></p>
<p>Yasal önalım hakkını kullanmak isteyen hak sahibi, satış bedeli ile alıcıya düşen tapu giderlerinden ibaret olan önalım bedelini, mahkeme tarafından söz konusu payın kendi adına tesciline karar verilmesinden önce depo etmelidir. Önalım bedeli belirlendikten sonra hakim tarafından hak sahibine süre verilir ve bu süre içerisinde önalım bedelinin, hakimin belirleyeceği yere nakden yatırılması gerektiği ihtar edilir.</p>
<p>Yargıtay kararlarına göre kesin süreye ilişkin olarak mahkeme tarafından gerçekleştirilecek olan bildirimde önalım bedeli miktar olarak açıkça belirtilmeli, verilmiş olan kesin süre makul bir süre olmalı ve verilen kesin süre içerisinde önalım bedelinin depo edilmemesinin sonuçları açıklanmalıdır. Aksi halde kesin sürenin ve bildirimin usulüne uygun bir şekilde verilmediğinin kabulü gerekmektedir.</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td width="604"><strong>Yargıtay 7. Hukuk Dairesi&#8217;nin 2021/923 E. ve 2021/3330 K</strong>. numarası ile vermiş olduğu 30.11.2021 tarihli karara göre:</p>
<p><em>&#8220;&#8230;hakim tarafından kesin süre verilirken;</em></p>
<p><em>1)Kesin süreye konu <strong>işlemin gerekli ve tarafların yerine getirebileceği bir işlem olması</strong>,</em></p>
<p><em>2)Verilen sürenin <strong>işlemin yapılması için yeterli ve makul bir süre olması, duruşma gününe kadar kesin süre nedeniyle yapılacak işlem sonrası başka bir işleme gerek yok ise bu sürenin takip eden duruşma gününe kadar verilmesi</strong>,</em></p>
<p><em>3)Yapılması gereken <strong>iş veya işlemler birer birer, varsa masraflarının da miktarıyla birlikte açıkça gösterilmesi</strong>,</em></p>
<p><em>4)<strong>Sürenin kesin olduğu ve sonuçlarının tarafa açıklanması</strong> zorunludur.</em></p>
<p><em>Somut olayda; mahkemece, 13.06.2019 tarihli duruşmada davacı vekiline dava konusu taşınmazın satış bedeli ve alıcı yönünden tapu harç ve masraflarını depo etmek üzere bir sonraki celseye kadar kesin süre verilmesine; bir sonraki 07.11.2019 tarihli duruşmada, bir önceki celse kesin süre verildiği ancak kesin sürenin açıklanmadığının görüldüğü belirtilerek dosyanın incelemeye alınmasına karar verilmiştir. 21.11.2019 tarihli duruşmada ise davacı vekili, önalım bedelini depo etmek üzere ikinci defa süre verilmesini istemiş, mahkemece davacı tarafın ikinci kez süre verilmesi istemi Hukuk Muhakemeleri Kanununun 94/3’üncü maddesi uyarınca reddedilmiştir. <strong>Mahkemece, verilen kesin süre içerisinde önalım bedelinin davacı tarafından depo edilmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmişse de, verilen kesin süre yukarıda açıklanan ilke ve usule uygun değildir. Şöyle ki; mahkemenin kesin süreye ilişkin 13.06.2019 tarihli ara kararında, depo edilmesi gereken önalım bedeli açıkça belirtilmemiş ve kesin sürede önalım bedelinin depo edilmemesinin sonuçları açıklanmamıştır. Bu durumda mahkemece, davacı tarafa usulüne uygun şekilde süre verilerek önalım bedelinin depo edilmesi halinde yargılamaya devam edilmesi ve işin esasına yönelik karar verilmesi gerekirken anılan hususlar gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.</strong>&#8220;</em></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>b.4) Deliller ve Yargılama Süreci</strong></p>
<p>Önalım davasında davaya konu taşınmazın ve paydaşların kendi aralarındaki durumlarına göre: Tapu kayıtları, tanık, keşif, bilirkişi, yemin, kadastro tutanakları, fotoğraf, daha önce havadan çekilmiş fotoğraflar, topoğrafik haritalar gibi bir çok delil kullanılabilir. Bu deliller taşınmaza ve paylı mülkiyetin varlığına ilişkin olabilecekleri gibi; fiili taksim olgusunu ispatlamak, muvazaalı işlemleri ispatlamak gibi bir çok farklı sebeple de ileri sürülebilir.</p>
<p>Önalım davasında en büyük delil, tabii ki de tapu kayıtlarıdır. Çünkü tapu kayıtlarında yer alan satış bedeli, önalım bedelinin belirlenmesinde esas alınmaktadır. Bunun tek istisnası, önalım hakkı sahibinin önalım hakkını kullanamaması için tapu sicilindeki satış bedelinin yüksek gösterilmiş olması, yani bedelde muvazaa halidir. Muvazaalı bir işlemin varlığı ise tanık, hukuka uygun olarak elde edilmiş ses kaydı, görüntü kaydı, mesajlaşma ekran görüntüsü vb. her türlü delil ile ispat edilebilir.</p>
<p><strong>b.5) Yetkili ve Görevli Mahkeme</strong></p>
<p>Yasal önalım hakkı davasında yetkili mahkeme, taşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir.</p>
<p>Yasal önalım hakkı davasında görevli mahkeme ise, Asliye Hukuk Mahkemeleridir.</p>
<p><strong>c) Yasal Önalım Hakkında Alıcı veya Satıcının Bildirim Yükümlülüğü</strong></p>
<p>Yasal önalım hakkı bulunan paylı mülkiyete tabii bir taşınmaz üzerinde, 3. kişi lehine pay satışı yoluyla mülkiyet hakkı tesis edilmesi halinde, satıcı veya alıcı tarafından diğer paydaşlara bildirimde bulunulması gerekmektedir.</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td width="604"><strong>4721 sayılı Türk Medeni Kanunumuzun 733. Maddesinin 3. Fıkrasına Göre:</strong> &#8220;<em>Yapılan satış, alıcı veya satıcı tarafından diğer paydaşlara noter aracılığıyla bildirilir.&#8221;</em></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bu bildirim noter aracılığıyla yazılı olarak gerçekleştirilmelidir ve bildirimde bulunulduğunun ispatı, satıcı veya alıcı üzerindedir. Aşağıda alıntılayacağımız kanun metninde de bu şekilde apaçık bir belirleme yapıldığından mütevellit, bildirimde bulunmamanın sonuçlarından önalım hakkı sahibinin sorumlu tutulamayacağı ortadadır.</p>
<p><strong>Sözleşmeden Doğan Önalım Hakkı</strong></p>
<p>Yukarıda bahsetmiş olduğumuz üzere şufa(önalım) hakkı hem kanundan hem de sözleşmeden doğabilmektedir. Sözleşmeden doğan önalım hakkı, Türk Medeni Kanunumuzun 735. Maddesinde düzenlenmiştir ve geçerliliği, taşınmaza ilişkin bir sözleşme olmasından mütevellit tapu kütüğüne şerh verilmiş olmasına bağlanmıştır. Ayrıca sözleşmeden doğan önalım hakkı, hak sahibine en fazla 10 yıllık bir süre içerisinde gerçekleştirilen satışlar için yetki verebilmektedir. Oysa yasal önalım hakkı, ne zaman satış gerçekleşirse gerçekleşsin, diğer şartlarında mevcut olması halinde kullanılabilmektedir.</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td width="604"><strong>Türk Medeni Kanunumuzun &#8220;Sözleşmeden Doğan Önalım Hakkı&#8221; Başlıklı 735. Maddesine Göre:</strong> <em>&#8220;Tapu kütüğüne şerh verilen sözleşmeden doğan önalım hakkı, şerhte belirtilen sürede ve belirtilen koşullara göre her malike karşı kullanılabilir. Kütükte koşullar belirtilmemişse taşınmazın üçüncü kişiye satışındaki koşullar esas alınır.</em> <em>Şerhin etkisi her durumda, şerhin verildiği tarihin üzerinden on yıl geçmekle sona erer.</em> <em>Yasal önalım hakkının kullanılmasına ve vazgeçmeye ilişkin hükümler sözleşmeden doğan önalım hakkında da uygulanır.&#8221;</em></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Sözleşmeden doğan önalım hakkında kanundan doğan yasal önalım hakkının aksine, taraflarca önalım şartları önceden belirlenmiş olabilir. Taraflarca önalım sözleşmesine ilişkin satış bedeli ve diğer şartlar önceden belirlenmiş ise <strong>nitelikli(mevsuf) önalım hakkı</strong> söz konusudur. Ancak taraflar arasında önceden bu hususa dair bir saptamada bulunulmamış olması halinde, önalım hakkı sahibi önalım hakkını kullandığında taşınmaz mülkiyetini edinen kimse ile aynı şartlarda alım yapmak durumunda kalacaktır.</p>
<p>Bunlar dışında, yasal önalım hakkının kullanılmasına ve bu haktan vazgeçilmesine ilişkin hükümler, sözleşmeden doğan önalım hakkı için de söz konusudur.</p>
<p><strong>Önalım Davalarında Fiili Taksim İddiası</strong></p>
<p>Önalım davalarında en sık başvurulan savunma, paylı mülkiyete tabi taşınmazda üçüncü kişiye pay satışı yapılması öncesinde paydaşlar arasında fiili taksim bulunduğu iddiası olmaktadır. Ancak fiili taksim, her halde ileri sürülebilen ve her zaman kolaylıkla ispat edilebilen bir olgu değildir.</p>
<p><strong>a) Fiili Taksimin Tanımı</strong></p>
<p>Fiili taksim, paylı mülkiyete tâbi taşınmazın paydaşlar arasında yazılı bir sözleşme şartı aranmaksızın, zımnen veya açık iradeyle, belli fiziksel bölümlere ayrılması ve her paydaşın taşınmazın belirli bir kısmını münhasıran ve sürekli biçimde tasarruf etmesi hâlidir. Kavram kanunda düzenlenmemiştir; tamamen Yargıtay içtihatlarıyla şekillenmiştir. Fiili taksimin varlığı halinde önalım(şufa) hakkının öne sürülmesinin, dürüstlük kuralına aykırılık teşkil edeceği hususu yerleşik Yargıtay kararlarıyla ortaya konulmuştur.</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td width="604"><strong>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/1950 E., 2020/853 K. sayılı</strong> kararına fiili taksim olgusunun hukuki mahiyetine ilişkin olarak:</p>
<p>&#8220;<em>&#8230;</em></p>
<p><em>23. 4721 sayılı TMK’da paydaşlar arasında fiili taksim hususu düzenlenmediği gibi önalım hakkının kullanımına olan etkisine dair bir düzenleme de bulunmamaktadır. Bu kavram uygulamamıza Yargıtay içtihatları ile girmiştir. Yargısal içtihatlarda yapılan tanıma göre paydaşlar arasında fiili taksim bulunduğu taktirde önalım hakkının kullanılmasının dürüstlük kurallarına aykırı olduğunun kabul edilebilmesi için, yasal önalım hakkına konu payın ilişkin bulunduğu bir taşınmazın varlığı, bu taşınmazın, paydaşlarca kendi aralarında taksim edilmesi ve davacı ve davalıya pay satan paydaş (paydaşların) taşınmazın belirli bir kısmını kullanması gerekli ve yeterlidir.</em></p>
<p><em>24. Paydaşlar arasında fiili taksim bulunması hâlinde yasal önalım hakkının kullanılamayacağına dair bir yasa hükmü bulunmasa da, taşınmazda fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre de paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemli olarak bağımsız bu oluşumun korunması, TMK’nın 2. maddesinde tanımını bulan dürüstlük kuralının gereğidir. Zira TMK’nın 2. maddesinde herkesin haklarını kullanırken ve borçlarını ifa ederken dürüstlük kurallarına uyması zorunluluğu getirilmiş, uyulmamasının yaptırımı olarak da hakkın kötüye kullanılmasının hukuk düzeni tarafından korunmayacağı belirtilmiştir. Bilindiği üzere hakkın açıkça kötüye kullanıldığı tüm hâllerde dürüstlük kuralına da aykırılık söz konusudur. Fiili taksimin hukuki dayanağını da TMK’nın bu maddesi oluşturmaktadır (Tunaboylu, M.: Önalım (Şuf’a) Davaları, 4. b., Ankara 2008, s.440).</em></p>
<p><em>25. Nitekim öğretide paylı mülkiyette fiili taksim durumu Yargıtay kararlarından bağımsız olarak tanımlanmamış olup yalnızca yasal önalım hakkının dürüstlük kuralına aykırı kullanımlarından biri olarak nitelendirilmiştir (Köylüoğlu, E.: Önalım Davası (Yayınlanmamış Doktora Tezi), Ankara 2011, s. 94).</em></p>
<p><em>26. Bu doğrultuda, önalım davasına konu payın bulunduğu taşınmazda paydaşlar arasında fiili taksim yapıldıktan sonra, bunlardan biri kendisinin kullandığı yeri ve bu yere tekabül eden payı bir üçüncü şahsa satarsa, aynı taşınmazda farklı bir bölüm kendisine bırakılan ve satıcı zamanında bu yerde hak iddia etmeyen davacının tapuda yapılan satış nedeniyle önalım hakkını kullanması TMK’nın 2. maddesinde yer alan dürüst davranma kuralı ile bağdaşmaz. Kötü niyet iddiası 14.02.1951 tarihli ve 17/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca davanın her aşamasında ileri sürülebileceği gibi mahkemece de kendiliğinden nazara alınması gerekir. &#8230;</em>&#8220;</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>şeklinde yer alan açıklamalardan da anlaşılabileceği üzere, fiili taksim olgusunun önalım hakkını ortadan kaldırıcı etkisi spesifik bir kanun hükmünden değil, içtihattan ve TMK 2. maddesinin yorumlanmasından kaynaklanmaktadır.</p>
<p><strong>b) Fiili Taksimin Varlığının Önalım Davalarında İleri Sürülmesi</strong></p>
<p>Yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre, fiili taksim savunması iddia ve savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağı kapsamında kabul edilmemektedir; bu nedenle davanın her aşamasında ileri sürülebilir ve hâkim de bu olguyu re’sen dikkate alabilmektedir. Şufa davasında fiili taksim olgusunun ispatlanması durumunda, önalım talebi dürüstlük kuralına aykırı görülür ve önalım davasının reddine karar verilir.</p>
<p>Fiili taksim olgusunun iddianın ve savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağına aykırı olacak şekilde istinaf ve hatta temyiz aşamalarında dahi ileri sürülebileceğini söylemiştik. Bu iddianın Yargıtay denetimine elverişli olacak şekilde kabul edilebilmesi için mahkemece keşif yapılarak paydaşların taşınmaz başında dinlenmesi, fen bilirkişisinden krokili rapor alınması gerekmektedir. İlk derece veya istinaf aşamalarında meydana gelen bu neviden bir eksiklik, muhtemelen bozma sebebi yapılacak ve yargılama sürelerinin gereksiz yere uzamasına neden olacaktır.</p>
<p><strong>c) Fiili Taksim Olgusunun İspatı</strong></p>
<p>Fiili taksim olgusu, genellikle davalı(önalım hakkına karşı çıkan kişi) tarafından savunma olarak ileri sürülür; ispat külfeti Hukuk Muhakemeleri Kanunumuzun 190. maddesi uyarınca bu iddiayı ileri süren tarafa aittir. Ancak hâkim, dosya kapsamındaki veri ve olaylardan fiili taksim ihtimalini sezdiğinde, taraflarca ileri sürülmemiş olsa dahi re’sen araştırma yapabilir.</p>
<p>Paydaşların hangi bölümü kullandığına dair komşu, icarcı veya köy ihtiyar heyeti üyelerinin beyanları kabul edilebilir. Tanıkların dava konusu taşınmaz mahallinde dinlenip dinlemediği hususu dikkate alınır soyut beyanlar yeterli görülmez.</p>
<p>Mutlaka keşif yapılmalı ve alanında uzman bilirkişi heyeti vasıtasıyla krokili bilirkişi raporu tanzim edilmelidir. Fiili sınırlar fiziksel olarak krokide işaretlenmeli, kullanımın sürekliliği fotoğraflarla desteklenmelidir.</p>
<p>Uydu görüntüleri ve hava fotoğrafları gibi görsel kayıtlar, drone çekimleri, özellikle tarım arazilerinde ekim-dikim izleri ve fiziki sınırlar(çit veya taş duvar gibi) delil olarak sunulabilir ve ispat vasıtası olarak kullanılabilir.</p>
<p><strong>İki veya Daha Fazla Paydaşın Önalım Haklarını Kullanmaları</strong></p>
<p>Yukarıda, önalım hakkının tek bir paydaş tarafından kullanılacağı varsayımından hareketle yalnızca bu ihtimal üzerinde durarak açıklamalarda bulunduk. Ancak birden çok paydaşın bu hakkı ayrı ayrı veya birlikte tek bir dava ile öne sürmeleri ihtimali de söz konusu olabilmektedir. Paydaşların her biri, kendisine noter vasıtasıyla yapılan bildirimden itibaren 3 ay, bildirim hiç yapılmamışsa satıştan itibaren 2 yıl içinde davayı açabilir; 3 aylık süre her paydaş için bağımsız işlemeye başlar.</p>
<p>Paydaşlar birlikte veya ayrı ayrı dava açabilirler. Ayrı davalar açılması durumunda usul ekonomisi gereğince dosyaların birleştirilmesine karar verilir. Kanunda açıklık bulunmamakla birlikte, Yargıtay HGK tarafından verilen 11.06.1947 tarihli ve 1947/5 Esas ve 1947/18 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca: Birden çok paydaş önalım hakkını kullanırsa satılan pay üzerinde eşit oranlı hak sahibi olurlar. Bu halde önalım hakkını kullanan paydaşlar arasında eşit bir paylaşım gerçekleştirilir ve 3. kişi olan davalının payı, önalım hakkını kullanan paydaşlar arasında eşit olarak paylaştırılarak önalım bedeli de bu paydaşlar tarafından eşit miktarlara bölünerek ödenir. Doktrinde, paydaşların halihazırda mevcut olan payları oranında önalım haklarını kullanabilmelerine yönelik görüşler de mevcuttur. Ancak güncel ve yerleşik Yargıtay uygulaması, birden fazla paydaşın önalım hakkını kullanması durumunda eşit oranda kazanım sağlamaları üzerinedir.</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td width="604"><strong>Yargıtay 14. Hukuk Dairesi 2018/3971 E., 2020/3241 K. sayılı kararında:</strong> &#8220;<em>Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 11.06.1947 tarihli 1947/5 Esas, 1947/18 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı gereğince önalım hakkını kullanan paydaşlar pay oranları ne olursa olsun önalım hakkına konu paydan eşit oranda yararlanırlar. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 65. maddesi uyarınca asli müdahale yoluyla veya diğer paydaşların açtığı önalım davasının Hukuk Muhakemeleri Kanununun 166. maddesi uyarınca davaların birleştirilmesi yoluyla davaya diğer paydaşların katılması halinde, eğer asli müdahale talebi veya birleştirilen dava hak düşürücü süre içinde açılmışsa o paydaşlar da önalıma konu paydan eşit oranda yararlanırlar.</em>&#8220;</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>ilgili içtihadı birleştirme kararının halen uygulandığı ve yerleşik uygulamanın, paydaşların mevcut payları oranında hak elde etmeleri değil, eşit oranda hak elde etmeleri yönünde olduğu açıkça görülmektedir.</p>
<p><strong>Kaynakça :</strong> <em>Bu makalenin hazırlanmasında </em>www.delilavukatlik.com<em> internet sitesinden alıntı yapılmıştır. </em></p>
</div></div></div></div></div>
<p><a href="https://avukattahaakkurt.com/kilis-sufa-onalim-hakkina-dayali-tapu-iptali">Önalım(Şufa) Hakkına Dayalı Tapu İptali ve Tescil Davası</a> yazısı ilk önce <a href="https://avukattahaakkurt.com">Kilis Avukat Taha AKKURT</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mirasın Reddi Davası Nedir? Reddi Miras Süreci ve Dava Açma Şartları Nelerdir?</title>
		<link>https://avukattahaakkurt.com/kilis-mirasin-reddi-davasi-nedir</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[avukattahaakkurt]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Sep 2025 10:30:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kilis Avukat]]></category>
		<category><![CDATA[Kilis Avukat Taha Akkurt]]></category>
		<category><![CDATA[Kilis Hukuk Avukat Bürosu]]></category>
		<category><![CDATA[Avukat Taha Akkurt]]></category>
		<category><![CDATA[Kilis Avukat ve Hukuk Bürosu]]></category>
		<category><![CDATA[Kilis miras reddi]]></category>
		<category><![CDATA[Kilis Mirasın Reddi Davası Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Mirasın Reddi Davası Nedir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://avukattahaakkurt.com/kilis-muris-muvazaasi-tapu-iptal-tescil-davasi</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mirasın reddi davası, mirasçının, kendisine kalan mirası kabul etmek istememesi halinde başvurduğu hukuki bir yoldur. Özellikle borçlu kişilerin bıraktığı miraslarda, mirasçıların büyük mali yüklerle karşılaşmaması için reddi miras hakkı, Türk Medeni Kanunu’nda güvence altına alınmıştır.</p>
<p><a href="https://avukattahaakkurt.com/kilis-mirasin-reddi-davasi-nedir">Mirasın Reddi Davası Nedir? Reddi Miras Süreci ve Dava Açma Şartları Nelerdir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://avukattahaakkurt.com">Kilis Avukat Taha AKKURT</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="fusion-fullwidth fullwidth-box fusion-builder-row-2 fusion-flex-container has-pattern-background has-mask-background nonhundred-percent-fullwidth non-hundred-percent-height-scrolling" style="--awb-border-radius-top-left:0px;--awb-border-radius-top-right:0px;--awb-border-radius-bottom-right:0px;--awb-border-radius-bottom-left:0px;--awb-flex-wrap:wrap;" ><div class="fusion-builder-row fusion-row fusion-flex-align-items-flex-start fusion-flex-content-wrap" style="max-width:1372.8px;margin-left: calc(-4% / 2 );margin-right: calc(-4% / 2 );"><div class="fusion-layout-column fusion_builder_column fusion-builder-column-1 fusion_builder_column_1_1 1_1 fusion-flex-column" style="--awb-bg-size:cover;--awb-width-large:100%;--awb-margin-top-large:0px;--awb-spacing-right-large:1.92%;--awb-margin-bottom-large:0px;--awb-spacing-left-large:1.92%;--awb-width-medium:100%;--awb-order-medium:0;--awb-spacing-right-medium:1.92%;--awb-spacing-left-medium:1.92%;--awb-width-small:100%;--awb-order-small:0;--awb-spacing-right-small:1.92%;--awb-spacing-left-small:1.92%;"><div class="fusion-column-wrapper fusion-column-has-shadow fusion-flex-justify-content-flex-start fusion-content-layout-column"><div class="fusion-title title fusion-title-2 fusion-sep-none fusion-title-text fusion-title-size-three" style="--awb-margin-top:20px;"><h3 class="fusion-title-heading title-heading-left" style="margin:0;">Mirasın Reddi Davası Nedir? Reddi Miras Süreci ve Dava Açma Şartları Nelerdir?</h3></div><div class="fusion-text fusion-text-2 fusion-text-no-margin" style="--awb-content-alignment:justify;--awb-margin-bottom:40px;"><p><strong>Mirasın reddi davası</strong>, mirasçının, kendisine kalan mirası kabul etmek istememesi halinde başvurduğu hukuki bir yoldur. Özellikle borçlu kişilerin bıraktığı miraslarda, mirasçıların büyük mali yüklerle karşılaşmaması için <strong>reddi miras hakkı</strong>, Türk Medeni Kanunu’nda güvence altına alınmıştır.</p>
<p>Bu makalede, <strong>mirasın reddi nedir</strong>, <strong>mirasın reddi davası nasıl açılır</strong>, <strong>reddi miras süresi</strong>, <strong>gerekli belgeler</strong>, <strong>görevli mahkeme</strong>, <strong>sonuçları</strong> ve <strong>sıkça sorulan sorular</strong> gibi tüm detaylara değinilecektir.</p>
<p><strong>✅</strong><strong> Mirasın Reddi Nedir?</strong></p>
<p>Mirasın reddi (reddi miras), miras bırakanın ölümüyle birlikte kendiliğinden mirasçı olan kişilerin, bu mirası <strong>kanunen geçerli bir süre içinde reddetmesi</strong> anlamına gelir. Bu hak, <strong>mirasçıyı borçlardan da kurtarır</strong>.</p>
<p>📌 <strong>Yasal Dayanak:</strong> Türk Medeni Kanunu m. 605 – 618.</p>
<p><strong>✅</strong><strong> Mirasın Reddi Hakkı Kimlere Aittir?</strong></p>
<ul>
<li>Yasal mirasçılar (altsoy, üstsoy, eş)</li>
<li>Atanmış mirasçılar</li>
<li>Vasiyet alacaklısı olmayan kişiler için bu hak geçerli değildir.</li>
</ul>
<p><strong>✅</strong><strong> Reddi Miras Süresi Ne Kadardır?</strong></p>
<p>Reddetme süresi, <strong>mirasın açıldığını (ölümün) öğrenme tarihinden itibaren 3 aydır</strong>.<br />
Eğer mirasçı, miras bırakanın öldüğünü daha sonra öğrenmişse, <strong>öğrenme tarihinden itibaren</strong> 3 ay içinde işlem yapmalıdır.</p>
<p>📌 <strong>Dikkat:</strong> Bu süre <strong>hak düşürücü süredir</strong>. Yani sürenin geçmesi halinde miras reddedilemez.</p>
<p><strong>✅</strong><strong> Mirasın Reddi Nasıl Yapılır?</strong></p>
<p>Reddi miras işlemi genellikle <strong>dava açılarak değil</strong>, <strong>sulh hukuk mahkemesine verilecek yazılı bir beyan</strong> ile yapılır. Ancak bazı durumlarda, reddin geçerli olup olmadığının tespiti için <strong>mirasın reddi davası</strong> açılması gerekebilir. Bu gibi durumlar şunlardır:</p>
<ul>
<li>Reddin süresi içinde yapılıp yapılmadığı ihtilaflıysa</li>
<li>Red beyanının geçerliliği tartışmalıysa</li>
<li>Mirasçılar arasında uyuşmazlık varsa</li>
</ul>
<p><strong>✅</strong><strong> Mirasın Reddi Dava Yoluyla Nasıl Açılır?</strong></p>
<p><strong>📍</strong><strong> Görevli Mahkeme:</strong></p>
<p>Taşınmaz varsa, taşınmazın bulunduğu yer <strong>Sulh Hukuk Mahkemesi</strong> görevli ve yetkilidir.</p>
<p><strong>📍</strong><strong> Dilekçe İçeriği:</strong></p>
<ul>
<li>Mirasçının kimliği</li>
<li>Miras bırakanın bilgileri</li>
<li>Ölüm tarihi</li>
<li>Red sebebi</li>
<li>Red süresi içinde yapıldığının kanıtları (nüfus kaydı, ölüm belgesi vb.)</li>
</ul>
<p><strong>📍</strong><strong> Gerekli Belgeler:</strong></p>
<ul>
<li>Nüfus kayıt örneği</li>
<li>Veraset ilamı</li>
<li>Ölüm belgesi</li>
<li>Red beyanı (varsa noter veya mahkeme beyanı)</li>
</ul>
<p><strong>✅</strong><strong> Reddi Mirasın Sonuçları Nelerdir?</strong></p>
<ul>
<li>Reddeden mirasçı, <strong>hiç mirasçı olmamış gibi</strong> sayılır.</li>
<li>Onun payı, <strong>diğer mirasçılara intikal eder</strong>.</li>
<li>Eğer tüm mirasçılar reddederse, miras <strong>resmen reddedilmiş sayılır</strong> ve iflas hükümlerine göre tasfiye edilir (TMK m. 612).</li>
</ul>
<p><strong>✅</strong><strong> Mirasın Reddi Davası Ne Kadar Sürer?</strong></p>
<p>Eğer tüm belgeler tamamsa ve dava sürecinde itiraz yoksa, genellikle <strong>3–6 ay</strong> içinde sonuçlanır. Ancak mirasçılar arasında ihtilaf varsa süre uzayabilir.</p>
<p><strong>✅</strong><strong> Reddi Miras Hakkında Sıkça Sorulan Sorular</strong></p>
<p><strong>❓</strong><strong> Borçlu bir mirası reddetmezsem ne olur?</strong></p>
<p>Mirası kabul etmiş sayılırsınız ve tüm borçlardan şahsi malvarlığınızla sorumlu olursunuz.</p>
<p><strong>❓</strong><strong> Mirasın reddi sonradan iptal edilebilir mi?</strong></p>
<p>Hayır, geçerli bir şekilde yapılan red kesin sonuç doğurur. Ancak irade sakatlığı varsa (hata, hile vb.) <strong>iptal davası açılabilir</strong>.</p>
<p><strong>❓</strong><strong> Çocuklarım için de reddi miras yapabilir miyim?</strong></p>
<p>Evet, <strong>velayet hakkına sahip anne veya baba</strong>, çocukları adına da mirası reddedebilir.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p><strong>Mirasın reddi</strong>, kişilerin borçlu miraslardan korunmasını sağlayan hayati bir haktır. Süresi içinde ve usulüne uygun şekilde yapılması gerekir. Aksi hâlde geri dönüşü olmayan sonuçlar doğabilir. Mirasla ilgili sorun yaşıyorsanız, hak kaybı yaşamamak adına bir <strong>miras hukuku avukatı</strong>ndan destek almanız önerilir.</p>
<p>Reddi miras davası konusu itibariyle teknik bir dava olması nedeniyle bu alanda uzman bir avukat idaresinde yürütülmesi tavsiye edilen davalardan biridir. Kilis ve çevre illerde geçit hakkı davalarında hukuk büromuz müvekkillerine hukuki destek sağlamaktadır. Büromuza 0545 565 0079 numaralı hattan ulaşım sağlayabilirsiniz.</p>
</div></div></div></div></div>
<p><a href="https://avukattahaakkurt.com/kilis-mirasin-reddi-davasi-nedir">Mirasın Reddi Davası Nedir? Reddi Miras Süreci ve Dava Açma Şartları Nelerdir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://avukattahaakkurt.com">Kilis Avukat Taha AKKURT</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şufa (Önalım) Hakkı Davası Nedir? Ön Alım Hakkı Nasıl Kullanılır?</title>
		<link>https://avukattahaakkurt.com/kilis-sufa-onalim-hakki-davasi-nedir</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[avukattahaakkurt]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 07 Sep 2025 10:30:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kilis Avukat]]></category>
		<category><![CDATA[Kilis Avukat Taha Akkurt]]></category>
		<category><![CDATA[Kilis Hukuk Avukat Bürosu]]></category>
		<category><![CDATA[Avukat Taha Akkurt]]></category>
		<category><![CDATA[Kilis Avukat ve Hukuk Bürosu]]></category>
		<category><![CDATA[kilis Şufa (Önalım) Hakkı Davası Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Ön Alım Hakkı Nasıl Kullanılır?]]></category>
		<category><![CDATA[Şufa (Önalım) Hakkı Davası Nedir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://avukattahaakkurt.com/kilis-muris-muvazaasi-tapu-iptal-tescil-davasi</guid>

					<description><![CDATA[<p>Paylı mülkiyete konu taşınmazlarda bir paydaşın payını üçüncü kişilere satması durumunda, diğer paydaşlar şufa (önalım) hakkı sayesinde bu payı satın alma önceliğine sahip olurlar.</p>
<p><a href="https://avukattahaakkurt.com/kilis-sufa-onalim-hakki-davasi-nedir">Şufa (Önalım) Hakkı Davası Nedir? Ön Alım Hakkı Nasıl Kullanılır?</a> yazısı ilk önce <a href="https://avukattahaakkurt.com">Kilis Avukat Taha AKKURT</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="fusion-fullwidth fullwidth-box fusion-builder-row-3 fusion-flex-container has-pattern-background has-mask-background nonhundred-percent-fullwidth non-hundred-percent-height-scrolling" style="--awb-border-radius-top-left:0px;--awb-border-radius-top-right:0px;--awb-border-radius-bottom-right:0px;--awb-border-radius-bottom-left:0px;--awb-flex-wrap:wrap;" ><div class="fusion-builder-row fusion-row fusion-flex-align-items-flex-start fusion-flex-content-wrap" style="max-width:1372.8px;margin-left: calc(-4% / 2 );margin-right: calc(-4% / 2 );"><div class="fusion-layout-column fusion_builder_column fusion-builder-column-2 fusion_builder_column_1_1 1_1 fusion-flex-column" style="--awb-bg-size:cover;--awb-width-large:100%;--awb-margin-top-large:0px;--awb-spacing-right-large:1.92%;--awb-margin-bottom-large:0px;--awb-spacing-left-large:1.92%;--awb-width-medium:100%;--awb-order-medium:0;--awb-spacing-right-medium:1.92%;--awb-spacing-left-medium:1.92%;--awb-width-small:100%;--awb-order-small:0;--awb-spacing-right-small:1.92%;--awb-spacing-left-small:1.92%;"><div class="fusion-column-wrapper fusion-column-has-shadow fusion-flex-justify-content-flex-start fusion-content-layout-column"><div class="fusion-title title fusion-title-3 fusion-sep-none fusion-title-text fusion-title-size-three" style="--awb-margin-top:20px;"><h3 class="fusion-title-heading title-heading-left" style="margin:0;">Şufa (Önalım) Hakkı Davası Nedir? Ön Alım Hakkı Nasıl Kullanılır?</h3></div><div class="fusion-text fusion-text-3 fusion-text-no-margin" style="--awb-content-alignment:justify;--awb-margin-bottom:40px;"><p>Mülkiyet hakkı, kişilerin malvarlıklarını serbestçe kullanmalarına olanak tanısa da ortak mülkiyette bu hakkın kullanımı bazı sınırlamalara tabidir. Paylı mülkiyete konu taşınmazlarda bir paydaşın payını üçüncü kişilere satması durumunda, diğer paydaşlar şufa (önalım) hakkı sayesinde bu payı satın alma önceliğine sahip olurlar. Bu hak hem ortak mülkiyeti koruma hem de yabancıların mülkiyete girmesini sınırlama işlevi görür.</p>
<p>Bu makalede, şufa hakkının hukuki dayanağı, kullanım koşulları, dava süreci ve Yargıtay kararları doğrultusunda uygulamadaki yeri ele alınacaktır.</p>
<ol>
<li><strong> Şufa (Önalım) Hakkının Hukuki Niteliği ve Dayanağı</strong></li>
</ol>
<p>Şufa hakkı, Türk Medeni Kanunu’nun 732. maddesinde düzenlenmiştir:</p>
<p><strong>&#8220;Paylı mülkiyette, paydaşlardan biri payını üçüncü kişiye satarsa, diğer paydaşlar bu payı, alıcıya karşı, satış bedeli üzerinden öncelikle satın alma hakkına sahiptir.&#8221;</strong> (TMK m. 732)</p>
<p>Şufa hakkı, kanundan doğan bir hak olup <strong>şekle bağlı olmayan bir irade beyanı</strong> ile kullanılabilir. Bu hak <strong>şahsa sıkı sıkıya bağlı</strong> olduğundan devredilemez veya miras yoluyla intikal eder.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Şufa Hakkının Şartları</strong></li>
</ol>
<p><strong>a) Geçerli Bir Satış Sözleşmesi Olmalı</strong></p>
<p>Şufa hakkının doğması için paylı mülkiyete konu bir taşınmazın satışı gerekir. Satış dışındaki işlemler (hibe, takas, trampa vb.) şufa hakkını doğurmaz (Yargıtay 14. HD, 2012/11820 E., 2013/3008 K., T. 25.03.2013).</p>
<p><strong>b) Üçüncü Kişiye Satış Yapılmalı</strong></p>
<p>Şufa hakkı sadece payın üçüncü bir kişiye satılması hâlinde kullanılabilir. Paydaşlar arasında yapılan satışlarda şufa hakkı kullanılamaz.</p>
<p><strong>c) Paydaş Olma Şartı</strong></p>
<p>Şufa hakkını sadece satış anında <strong>paydaş olan kişi</strong> kullanabilir. Satıştan sonra pay edinen kişinin şufa hakkı bulunmamaktadır.</p>
<ol start="3">
<li><strong> Şufa Hakkının Kullanımı ve Dava Süreci</strong></li>
</ol>
<p><strong>a) Bildirim Süresi</strong></p>
<p>Şufa hakkı, alıcının tapu siciline tescil edilen satış işlemini yazılı olarak bildirmesinden itibaren <strong>üç ay</strong>, her hâlükârda <strong>iki yıl</strong> içinde dava yoluyla kullanılmalıdır (TMK m. 733/2). Bu süreler <strong>hak düşürücü niteliktedir</strong>.</p>
<p><strong>b) Yetkili ve Görevli Mahkeme</strong></p>
<p>Dava, taşınmazın bulunduğu yer <strong>Asliye Hukuk Mahkemesi</strong>&#8216;nde açılır. Dava hasımları satıcı ve alıcıdır; ancak uygulamada genellikle yalnızca alıcıya karşı dava açılır.</p>
<p><strong>c) Bedel ve Ödeme</strong></p>
<p>Şufa davası kabul edildiğinde, davacı payı satın alabilmek için <strong>gerçek satış bedelini</strong> ödemek zorundadır. Bedelin mahkeme veznesine depo edilmesi çoğu zaman mahkemelerce dava şartı olarak aranır.</p>
<ol start="4">
<li><strong> Yargıtay Kararları Işığında Şufa Hakkı</strong></li>
</ol>
<p><strong>a) Satış Dışındaki İşlemlerde Şufa Hakkı Doğmaz</strong></p>
<p><strong>Yargıtay 14. HD, 2012/11820 E., 2013/3008 K., T. 25.03.2013</strong><br />
&#8220;Şufa hakkı, yalnızca satış işlemiyle sınırlıdır. Trampa veya bağış gibi tasarruf işlemleri şufa hakkının doğmasına sebep olmaz.&#8221;</p>
<p><strong>b) Bildirimden Sonra Süresinde Dava Açılmalı</strong></p>
<p><strong>Yargıtay 6. HD, 2015/8559 E., 2016/5895 K., T. 16.05.2016</strong><br />
&#8220;Davalı alıcının yaptığı satış işlemini davacıya yazılı olarak bildirdiği sabit olduğuna göre, davanın bildirimin tebliğinden itibaren üç ay içinde açılması gerekir.&#8221;</p>
<p><strong>c) Gerçek Satış Bedeli Esastır</strong></p>
<p><strong>Yargıtay 14. HD, 2017/7286 E., 2018/1113 K., T. 30.01.2018</strong><br />
&#8220;Mahkemece, tapuda gösterilen bedelin değil, gerçek satış bedelinin tespiti yapılarak, bu bedel üzerinden şufa hakkının kullanılıp kullanılmadığı belirlenmelidir.&#8221;</p>
<ol start="5">
<li><strong> Sözleşmesel Şufa Hakkı ile Kanuni Şufa Hakkı Ayrımı</strong></li>
</ol>
<p>Türk hukukunda, şufa hakkı sadece kanuni yollarla değil, sözleşme ile de kurulabilir. Ancak sözleşmesel şufa hakkının geçerliliği için noterlikçe düzenlenmiş bir sözleşme ve tapuya şerh gereklidir. Kanuni şufa hakkı ise TMK m. 732’den doğar ve şerhe gerek olmaksızın ileri sürülebilir.</p>
<ol start="6">
<li><strong> Sonuç</strong></li>
</ol>
<p>Şufa hakkı, paylı mülkiyet ilişkilerini dengeleyen, üçüncü kişilerin mülkiyete girmesini sınırlayan ve ortaklar arasında güveni pekiştiren bir kurumdur. Ancak bu hakkın kullanımı belirli şartlara ve sürelere bağlanmış olup, hak düşürücü sürelerin geçirilmesi hâlinde dava hakkı ortadan kalkmaktadır. Uygulamada Yargıtay, bu kuralların titizlikle uygulanmasını aramakta ve şufa hakkının kötüye kullanımına karşı sınırlar çizmektedir. Taşınmaz ortaklıklarında ihtilafların önlenmesi ve ortak mülkiyetin korunması açısından şufa hakkı, mülkiyet rejiminin önemli bir bileşenidir.</p>
<p>Ön alım hakkı davası konusu itibariyle teknik bir dava olması nedeniyle bu alanda uzman bir avukat idaresinde yürütülmesi tavsiye edilen davalardan biridir. Kilis ve çevre illerde geçit hakkı davalarında hukuk büromuz müvekkillerine hukuki destek sağlamaktadır. Büromuza 0545 565 0079 numaralı hattan ulaşım sağlayabilirsiniz.</p>
<p><strong>Kaynakça</strong></p>
<ol>
<li><strong>Türk Medeni Kanunu</strong>, m. 732–733.</li>
<li><strong>Yargıtay 14. Hukuk Dairesi</strong>, 2012/11820 E., 2013/3008 K., T. 25.03.2013.</li>
<li><strong>Yargıtay 6. Hukuk Dairesi</strong>, 2015/8559 E., 2016/5895 K., T. 16.05.2016.</li>
<li><strong>Yargıtay 14. Hukuk Dairesi</strong>, 2017/7286 E., 2018/1113 K., T. 30.01.2018.</li>
<li>Dural, M./Öğüz, T.: <strong>Türk Özel Hukuku Cilt III – Eşya Hukuku</strong>, Filiz Kitabevi, 2021.</li>
<li>Oğuzman, M.K./Barlas, N.: <strong>Eşya Hukuku</strong>, Filiz Kitabevi, 2022.</li>
<li>Eren, F.: <strong>Eşya Hukuku</strong>, Yetkin Yayınları, 2021.</li>
</ol>
</div></div></div></div></div>
<p><a href="https://avukattahaakkurt.com/kilis-sufa-onalim-hakki-davasi-nedir">Şufa (Önalım) Hakkı Davası Nedir? Ön Alım Hakkı Nasıl Kullanılır?</a> yazısı ilk önce <a href="https://avukattahaakkurt.com">Kilis Avukat Taha AKKURT</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Muris Muvazaası(Mirastan Mal Kaçırma) Nedeniyle Tapu İptali ve Tescil Davası</title>
		<link>https://avukattahaakkurt.com/kilis-muris-muvazaasi-tapu-iptal-tescil-davasi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[avukattahaakkurt]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Sep 2025 10:30:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kilis Avukat]]></category>
		<category><![CDATA[Kilis Avukat Taha Akkurt]]></category>
		<category><![CDATA[Kilis Hukuk Avukat Bürosu]]></category>
		<category><![CDATA[Avukat Taha Akkurt]]></category>
		<category><![CDATA[Kilis Avukat ve Hukuk Bürosu]]></category>
		<category><![CDATA[kilis Muris Muvazaası]]></category>
		<category><![CDATA[kilis tapu iptali tescil davası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://avukattahaakkurt.com/kilis-mirastan-feragat-nedir</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tapu iptali ve tescil davası, tapu sicilinde gerçekleştirilmiş olan tescil işleminin gerçek hak durumuna aykırılık teşkil ettiği iddiasıyla açılan ve hatalı olarak tescil edilen tapu kayıtlarının iptali ile dava konusu taşınmazın mülkiyetinin, gerçek hak sahipleri adına tescil edilmesi amacıyla açılan hukuk davalarına verilen isimdir.</p>
<p><a href="https://avukattahaakkurt.com/kilis-muris-muvazaasi-tapu-iptal-tescil-davasi">Muris Muvazaası(Mirastan Mal Kaçırma) Nedeniyle Tapu İptali ve Tescil Davası</a> yazısı ilk önce <a href="https://avukattahaakkurt.com">Kilis Avukat Taha AKKURT</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="fusion-fullwidth fullwidth-box fusion-builder-row-4 fusion-flex-container has-pattern-background has-mask-background nonhundred-percent-fullwidth non-hundred-percent-height-scrolling" style="--awb-border-radius-top-left:0px;--awb-border-radius-top-right:0px;--awb-border-radius-bottom-right:0px;--awb-border-radius-bottom-left:0px;--awb-flex-wrap:wrap;" ><div class="fusion-builder-row fusion-row fusion-flex-align-items-flex-start fusion-flex-content-wrap" style="max-width:1372.8px;margin-left: calc(-4% / 2 );margin-right: calc(-4% / 2 );"><div class="fusion-layout-column fusion_builder_column fusion-builder-column-3 fusion_builder_column_1_1 1_1 fusion-flex-column" style="--awb-bg-size:cover;--awb-width-large:100%;--awb-margin-top-large:0px;--awb-spacing-right-large:1.92%;--awb-margin-bottom-large:0px;--awb-spacing-left-large:1.92%;--awb-width-medium:100%;--awb-order-medium:0;--awb-spacing-right-medium:1.92%;--awb-spacing-left-medium:1.92%;--awb-width-small:100%;--awb-order-small:0;--awb-spacing-right-small:1.92%;--awb-spacing-left-small:1.92%;"><div class="fusion-column-wrapper fusion-column-has-shadow fusion-flex-justify-content-flex-start fusion-content-layout-column"><div class="fusion-title title fusion-title-4 fusion-sep-none fusion-title-text fusion-title-size-three" style="--awb-margin-top:20px;"><h3 class="fusion-title-heading title-heading-left" style="margin:0;">Muris Muvazaası(Mirastan Mal Kaçırma) Nedeniyle Tapu İptali ve Tescil Davası</h3></div><div class="fusion-text fusion-text-4 fusion-text-no-margin" style="--awb-content-alignment:justify;--awb-margin-bottom:40px;"><p><strong>Tapu İptali ve Tescil Davası Nedir?</strong></p>
<p>Tapu iptali ve tescil davası, tapu sicilinde gerçekleştirilmiş olan tescil işleminin gerçek hak durumuna aykırılık teşkil ettiği iddiasıyla açılan ve hatalı olarak tescil edilen tapu kayıtlarının iptali ile dava konusu taşınmazın mülkiyetinin, gerçek hak sahipleri adına tescil edilmesi amacıyla açılan hukuk davalarına verilen isimdir.</p>
<p><strong>Muris Muvazaası Ne Demektir?</strong></p>
<p>Muvazaa, Arapça kökenli bir kelime olup, &#8220;danışıklılık&#8221; anlamına gelmektedir. Bilimsel ve yargısal içtihatlara göre uygulamada &#8220;<strong>muris muvazaası</strong>&#8221; olarak ifade edilen muvazaa türü, halk arasında yaygın olarak &#8220;<strong>mirastan mal kaçırma</strong>&#8221; şeklinde isimlendirilmektedir.</p>
<p>Muris muvazaası nisbi, mevsuf, vasıflı bir muvazaa türüdür. Muris muvazaasında miras bırakan, gerçekten sözleşme yapma ve tapulu taşınmazını devretme iradesi taşımaktadır; ancak bir veya birkaç mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizler ve gerçekte 3. bir kişiye bağışlamak istediği malvarlığı unsurlarını, satış sözleşmesi veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi gibi mirasçıların yasal miras payları ile saklı paylarını kullanmalarını engelleyici nitelikte hukuki işlemler ile devreder.</p>
<p>Burada muris yani miras bırakanın mirastan mal kaçırma iradesi ile gerçekleştirdiği satış işlemi aranır. Bu nedenle açılan davalarda, Yargıtay&#8217;ın 01.04.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile diğer yerleşik içtihatları dikkate alınır ve her somut olay kendi özelinde ele alınarak hakkaniyet sağlanmaya çalışılır. Muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescil davasında Yargıtay tarafından uygulamada getirilmiş olan bazı şartların varlığı da aranacaktır, bu nedenle konuya ilişkin Yargıtay tarafından verilmiş olan ve emsal teşkil eden kararlar son derece önem arz etmektedir; dolayısıyla muris muvazaası nedenine dayalı olarak açılacak olan tapu iptali ve tescil davasının son derece titizlikle yürütülmesi ve deliller ile karinelerin dikkatle ele alınması gerekmektedir. Yargılamanın alanında uzman bir <strong>gayrimenkul avukatı</strong> eliyle yürütülmemesi halinde geri dönüşü güç hak kayıpları, mahkeme masrafları ve vekalet ücreti gibi aleyhe durumlar söz konusu olabilecektir. Tüm bu uygulama kurallarına makalemizin devamında değineceğiz.</p>
<p><strong>Muris Muvazaası Nedeniyle Tapu İptali ve Tescil Davası</strong></p>
<p><strong>Muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescil davası</strong>, halk arasında daha yaygın bilinen adıyla <strong>mirastan mal kaçırma nedeniyle tapu iptali ve tescil davası</strong>: Mirasçılarının bir veya birkaç tanesini ya da hepsini mirasından mahrum bırakmak isteyen kişinin, kendisine ait olup da ölümü akabinde mirasçılarına kalacak olan taşınmaz mallarından birini veya birkaçını, esasen bağışlamak amacıyla tapuda satış göstererek devretmiş olması durumunda açılabilecek olan bir dava türüdür. Bu dava ile murisin mirasçılardan kaçırmış olduğu taşınmaz mallara ilişkin olarak tapuda gerçekleştirilen tescil işleminin iptali ve miras hakkı sahibi olan mirasçılar adına tapuda tescil işlemi gerçekleştirilerek söz konusu taşınmazların mülkiyet hakkının gerçek hak sahipleri adına kaydedilmesi sağlanmaya çalışılır.</p>
<p>Muris muvazaası hukuki nedenine dayalı olarak açılacak olan tapu iptali ve tescil davalarına temel teşkil eden birkaç emsal Yargıtay kararı bulunmaktadır. Bunlardan en önemlisi <strong>Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu&#8217;nun 1/2 sayılı ve 01.04.1974 </strong>tarihli kararıdır. Bunun dışında da önemli emsal kararlar bulunmakta ise de, konuyu araştıran vatandaşlarımız ve meslektaşlarımız tarafından mezkur karar mutlaka incelenmelidir. Muris muvazaası teşkil eden taşınmaz satışlarında görünürdeki işlem olan satış işlemi esasen muvazaalı olduğu ve tarafların gerçek iradelerine uymadığı için geçersiz kabul edilir. Gizli işlem olan bağış sözleşmesi ise, <a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.4721.pdf">Türk Medeni Kanunumuz</a>un 706. maddesi, <a href="https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.6098.pdf">Türk Borçlar Kanunumuz</a>un 237. maddesi(eski Borçlar Kanunumuzun 213. maddesi) ve Tapu Kanunumuzun 26. maddelerinde öngörülmüş olan şekil şartını sağlamadığı için geçersizdir.</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td width="604"><strong><u>Türk Medeni Kanunumuzun 706. Maddesine Göre:</u></strong> &#8220;<em>Taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan sözleşmelerin geçerli olması, <strong>resmî şekilde düzenlenmiş bulunmalarına bağlıdır.</strong></em> <em>Ölüme bağlı tasarruflar ve mal rejimi sözleşmeleri, kendilerine özgü şekillere tâbidir.</em>&#8220;<strong><u> </u></strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescil davasında, tapuda gerçekleştirilen işlem, satış işlemidir; ancak devredenin gerçek iradesi karşılıksız kazandırma yani bağışlamadır. Burada görünürdeki satış işlemi her ne kadar şekil şartını sağlıyor olsa da geçersizdir, çünkü:</p>
<ol>
<li>Tarafların gerçek iradesini yansıtmamaktadır,</li>
<li>Gerçekleştirilme amacı üçüncü kişileri yanıltmak ve üçüncü kişilerin haklarını ihlal etmektedir ve bu durum, Türk Medeni Kanunumuzun 2. maddesinde düzenlenmiş olan dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağına aykırılık teşkil etmektedir.</li>
</ol>
<p>Peki, satış sözleşmesinin niçin geçersiz olduğunu açıkladık. O halde bağış sözleşmesi niçin geçersizdir? Çünkü taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan taşınmaz bağış sözleşmesi de aynı taşınmaz satış sözleşmesinde olduğu gibi resmi şekilde düzenlenmelidir (bakınız yukarıda alıntılamış olduğumuz TMK 706. maddesi). Oysa tapuda gerçekleştirilmiş olan işlem, taşınmaz bağış sözleşmesi değil, taşınmaz satış sözleşmesidir; tapuda resmi şekil şartını sağlayarak akdedilmiş olan bir bağış sözleşmesi bulunmamaktadır. Bu nedenle bağış sözleşmesinin şekil şartı sağlanmamış olduğundan dolayı bağış sözleşmesi de yok hükmündedir.</p>
<p><u>Bu geçersizlik, muris muvazaası nedenine dayalı tapu iptali ve tescil davası ile saklı pay sahibi olsun ya da olmasın, tüm mirasçılar tarafından ileri sürülebilir.</u> Yani <strong>tenkis</strong> talebinin aksine, muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davasını saklı pay hakkı sahibi olmayan mirasçılar dahi açabilir ve <u>tapunun iptali ile miras payları oranında kendi adlarına tescilini sağlayabilir</u>.</p>
<p><strong>a) Dava Şartları, Yargıtay Uygulamaları ve Karineler</strong></p>
<p>Muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescil davalarının şartları:</p>
<ol>
<li>Bir taşınmaz mal, miras bırakan tarafından mirasçılardan birine veya mirasçı olmayan 3. bir kişiye devredilmiş olmalı,</li>
<li>Bu devir işlemi, tapuda resmi şekilde gerçekleştirilen satış sözleşmesi ile sağlanmış olmalı,</li>
<li>Miras bırakanın gerçek iradesi, söz konusu taşınmaz malın satışı değil, bağışlanması olmalı,</li>
<li>Miras bırakan, mirasçılarından mal kaçırma amacıyla hareket etmiş olmalıdır.</li>
</ol>
<p>Muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescil davasında davacı olan mirasçı, miras bırakanın asıl iradesinin mirastan mal kaçırmak olduğunu iddia etmektedir. Bu nedenle Yargıtay kararlarında da açıkça yer verildiği üzere, miras bırakanın asıl iradesini ve amacını, duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarmalıdır (Bakınız: Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2016/13155 E., 2019/5597 K. sayılı kararı, Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2016/17392 E., 2020/402 K. sayılı kararı)</p>
<p>İspat hususunu, bir aşağıda yer alan alt başlığımız altında detaylı olarak inceleyeceğiz, ancak öncelikle Yargıtay uygulaması ile yerleşik içtihatlarda yer alan karineler ve dava şartlarını ele alalım, böylece hangi hususların ispat edilmesi gerekeceği daha doğru anlaşılabilir ve bunların ispat edilmesi için hangi araçlardan faydalanılacağı hususu daha net anlaşılabilir.</p>
<p>Bu davayı açan davacı, mirastan mal kaçırma amacını ispatlamalıdır demiştik, ancak artık hayatta olmayan bir kişinin, hayattayken gerçekleştirdiği bir hukuki işlemi yerine getirirken hangi amaçla hareket etmiş olduğunun tespiti ve ispatı son derece güçtür. Bu nedenle yerleşik Yargıtay içtihatları uyarınca aşağıdaki olguların varlığı, bu davalar açısından önem arz etmekte ve <strong>bunların bir kısmı da muvazaanın varlığına karine teşkil etmektedir</strong>:</p>
<ul>
<li>Satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark,</li>
<li>Taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki,</li>
<li>Davacılar ile miras bırakan arasında husumet bulunup bulunmadığı hususu,</li>
<li>Satış tarihinde miras bırakanın gelir durumu ve dava konusu taşınmaz malı satma ihtiyacı olup olmadığı veya başkaca makul bir nedenin bulunup bulunmadığı hususu,</li>
<li>Satış tarihinde davalı yanın alım gücünün olup olmadığı,</li>
<li>Ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri,</li>
<li>Toplumsal eğilimler,</li>
<li>Hayatın olağan akışı ile somut olayda gerçekleşen olguların karşılaştırılması.</li>
</ul>
<p>Burada önemle üzerinde durmamız gereken husus, miras bırakanın iradesinin ortaya çıkarılmasıdır. Satışa konu edilen malın devri belirli bir semen karşılığında ise, para değil de hizmet ya da emek karşılığı ise, muris muvazaasından söz edilemez. Karşılıklılık(ivaz) olgusunun varlığı, muvazaayı ortadan kaldırır. Miras bırakanın gerçek iradesinin mirasçılardan mal kaçırmak olmaması durumunda muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescil davası reddedilir.</p>
<p><strong>b) Davanın Tarafları</strong></p>
<p><strong>Mirastan mal kaçırma</strong> nedeniyle tapu iptali ve tescil davasını <strong>saklı pay</strong> hakkı sahibi olsun veya olmasın tüm mirasçılar açabilmektedir. Dolayısıyla <strong>tenkis davası</strong>nın aksine, saklı pay hakkı sahibi olmayan yasal mirasçıların da bu davayı açıp miras payları oranında kendi adlarına tescil sağlamaları mümkündür. Bununla birlikte, unutulmaması gereken çok önemli bir husus vardır: <strong><u>Davayı açabilecek olan hak sahiplerinin bu davayı açabilmeleri, muvazaalı satış işlemini gerçekleştirmiş olan murisin ölmüş olmasına bağlıdır.</u></strong> Eğer muris hayattaysa, ölüm olayı gerçekleşmemiş ve dolayısıyla mirasçıların da miras hakları henüz doğmamış olacaktır. Dolayısıyla bu halde muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescil davası da açılamayacaktır.</p>
<p>Bu davada davalı ise, muvazaalı satış işlemi ile dava konusu edilen taşınmaz kendisine devredilmiş olan kişidir. <u>Miras bırakanın kendisi lehine devir gerçekleştirdiği mirasçı veya 3. kişi, dava konusu taşınmazı 3. bir kişiye devrederek zincirleme satışta bulunmuşsa, dava ilk devralana ve onun devrettiği 3. kişiye karşı açılabilir. Bu davada taşınmazı sonradan edinen üçüncü kişinin de muvazaa iradesiyle hareket ettiği ve iyiniyetli malik olmadığı hususu ortaya çıkarılmalıdır. </u></p>
<p><strong>c) Deliller ve İspat</strong></p>
<p>Muris muvazaası nedenine dayalı olarak açılan tapu iptali ve tescil davalarında ispat yükü, davacı yan üzerindedir. Yargılamanın hakkaniyetli olarak sonuca bağlanabilmesi adına çeşitli ispat araçları ve karineler dikkate alınabilmektedir. Yargıtay tarafından yıllar içerisinde öngörülmüş olan bu karineler dikkate alınmalı ve hukuka uygun deliller ile birlikte eksiksiz bir süreç yönetimi sağlanmalıdır. Öncelikli olarak ispatlanması gereken husus: Murisin, mirasçılardan mal kaçırma iradesinin varlığıdır. Buna ilişkin olarak senede karşı senetle ispat kuralının istisnası olarak her türlü hukuka uygun delilin ileri sürülebilmesi mümkündür. Çünkü muvazaa hususunun ispatı, her türlü delil ile gerçekleştirilebilir.</p>
<p><strong>Tanık beyanı, mesajlaşma ekran görüntüleri, mektup ve diğer yazışmalar, banka dekontları, kamera kayıtları, tapu kayıtları, taşınmaza ait hava görüntüleri, ses ve görüntü kayıtları(hukuka aykırı olarak elde edilmemiş olmak kaydıyla), taraflar arasındaki husumeti gösteren her türlü evrak ve mahkeme kayıtları, taşınmaza ait elektrik ve su abonelik kayıtları </strong>vb. ispata elverişli ve hukuka uygun olarak elde edilmiş olan her türlü delil bu davada kullanılabilecektir. Ayrıca unutulmamalıdır ki, bu davada izinsiz elde edilmiş olan ses ve görüntü kayıtlarının kullanılabilmesi mümkün olabilecekse dahi, bu tip delillerin mevcudiyeti halinde cezai ve hukuki yaptırımlarla karşılaşılmaması adına sürecin mutlaka avukat yardımı ile yürütülmesi gerekmektedir. Aksi takdirde özel hayatın gizliliğini ihlal suçu, kişisel verilerin hukuka aykırı olarak elde edilmesi suçu, haberleşmenin gizliliğini ihlal suçu gibi çeşitli suçlar nedeniyle soruşturma ve kovuşturmadan geçilmesi söz konusu olabilmektedir.</p>
<p>Tüm bunların yanında, muris muvazaası nedenine dayalı tapu iptali ve tescil davalarında ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri ile toplumsal eğilimler, hayatın olağan akışı, somut olay örgüsü, murisin satış sözleşmesi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davanın tarafları ile muris arasındaki sosyal ilişki dinamiği, muvazaalı olduğu iddia edilen satış işleminin alıcısı olan davalının satış sözleşmesinin yapıldığı esnada sahip olduğu alım gücü, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasında farklılık bulunup bulunmadığı gibi hususların da değerlendirmeye alınması gerekmektedir. Dolayısıyla deliller öne sürülürken yaratıcı düşünülmeli ve tüm bu hususlara ilişkin olarak da elde mevcut olan deliller dosya muhteviyatına kazandırılmalıdır.</p>
<p><strong> </strong><strong>d) Yetkili ve Görevli Mahkeme</strong></p>
<p>Muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davalarında <strong>görevli mahkeme:</strong> Asliye Hukuk Mahkemesidir.</p>
<p>Muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davalarında yetkili mahkeme: taşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir. Ancak birden fazla taşınmazın dava konusu edilmesi halinde taşınmazlardan herhangi birinin kayıtlı bulunduğu yer mahkemesi yetkili olabilir.</p>
<p><strong>e) Zamanaşımı veya Hak Düşürücü Süreler</strong></p>
<p>Muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescil davaları, murisin ölümü akabinde açılabilir. Çünkü miras bırakan hayatta olduğu müddetçe, mirasçıların miras haklarının doğmuş olduğundan söz edilemeyecektir.</p>
<p>Muris muvazaası hukuki sebebine dayalı olarak açılacak olan tapu iptali ve tescil davalarında talepte bulunulan hak mülkiyet hakkı olduğu için ve mülkiyet hakkı mutlak bir hak olduğu için, bu davaların açılması önünde <strong><u>zamanaşımı süresi veya hak düşürücü süre adı altında herhangi bir süre engeli mevcut değildir</u></strong>. Zaten bu dava, mülkiyet hakkına ilişkin olmasaydı dahi muvazaa iddiasını ihtiva ediyor olmasından dolayı zamanaşımı söz konusu olmayacaktı. Dolayısıyla davalı, 10 yıllık kazandırıcı zamanaşımının dolması sebebiyle taşınmazın mülkiyetini gerçekten kazanmış olduğu iddiasında bulunamayacaktır çünkü 10 yıllık kazandırıcı zamanaşımıyla taşınmaz mülkiyetini kazanabilmesi için &#8220;iyiniyetli olma&#8221; şartını sağlayamayacaktır, muvazaalı işlemin tarafının iyi niyet iddiasında bulunması mümkün değildir.</p>
<p><strong>Ancak muvazaa dışında muvazaa dışı fiilî el atmalar veya ecri misil alacakları için 5 yıllık zamanaşımı olduğuna değinmek gerekir.</strong></p>
<p><strong>f) Zorunlu veya İhtiyari Arabuluculuk</strong></p>
<p><strong>Bu makalemizin güncellenme tarihi itibariyle</strong> muris muvazaası davalarında arabuluculuğa başvuru, <strong>dava şartı değildir</strong>. Dolayısıyla dava öncesinde zorunlu arabuluculuk müessesesi söz konusu değildir.</p>
<p>Ancak tarafların bir araya gelerek <strong>ihtiyari arabuluculuk</strong> yoluna başvurmalarının önünde herhangi bir engel bulunmamaktadır. Taraflar, iradi olarak ihtiyari arabuluculuğa başvurabilir ve aralarındaki hukuki uyuşmazlığı ihtiyari arabuluculuk yoluyla çözüme kavuşturabilirler.</p>
<p><strong>Muris Muvazaası Halinde İleri Sürülebilecek Diğer Talepler Nelerdir?</strong></p>
<p>Muris muvazaasının varlığı halinde tapu iptali ve tescil davası ile veya bu davanın akabinde farklı hak ve talepler de ileri sürülebilmektedir. Örneğin duruma göre taşınmazın tekrar ve bu defa iyiniyetli üçüncü kişiye satılmış olması durumunda tazminat talebinde bulunulabilir, tapu iptali ve tescil ile birlikte terditli olarak tenkis talep edilebilir, taşınmazın kullanıldığı süre dikkate alınarak ecrimisil ve kira alacağı talepleri ilerisi sürülebilir, ana taşınmaz üzerinde bulunan ve taraflardan biri tarafından inşa edilmiş olan yapılar ya da dikili bitkiler için muhdesatın aidiyetinin tespiti davası ile bu hususun tespit edilmesi istenilebilmektedir. Hangi hak ve taleplerin ileri sürülebileceğinin belirlenmesi açısından her bir somut olay kendi özelinde değerlendirmeye tabii tutulmalıdır.</p>
<p>Tüm bu hak taleplerinin de muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescil davası özelinde kendilerine has uygulama kuralları mevcuttur. Somutlaştırmak adına örnek vermemiz gerekirse: Muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescil davası sonucunda tapunun iptali ile tescile karar verilmesi halinde, tapu iptali ve tescil davasının açıldığı tarih, <strong>ecrimisil davası</strong> açısından &#8220;intifadan men&#8221; şartının yerine getirildiği tarih olarak kabul edilir ve bu tarihten itibaren hissesi oranında hak sahipleri lehine ecrimisile karar verilir.(Bakınız: Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2018/11515 E., 2021/845 K. sayılı kararı)</p>
<p>Dolayısıyla tapu iptali ve tescil davası ile veya bu dava sonrasında ileri sürülecek olan her bir hak talebi için de konuya ilişkin Yargıtay kararları detaylı olarak incelenmeli ve dikkate alınmalıdır.</p>
<p><strong>İhtiyati Tedbir Uygulaması</strong></p>
<p>Muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescil davasında ihtiyati tedbir, davacının (mirasçının) olası hakkını korumak için taşınmazın tapu kaydına “satılamaz-devredilemez” şerhi konulmasını sağlar. Hukuk Muhakemeleri Kanunumuzun 389. maddesi gereğince ihtiyati tedbire karar verilebilmesi için temel olarak iki koşul aranır:</p>
<ol>
<li>Mirasçının mülkiyet iddiasının “makul ölçüde güçlü” görünmesi, yani mirasçının iddiasını yaklaşık olarak ispatlaması ve</li>
<li>Taşınmazın davalı tarafından üçüncü kişilere devredilmesi hâlinde hakkın elde edilmesinin ciddi biçimde zorlaşacak olması.</li>
</ol>
<p>Mahkeme, talep dilekçesiyle birlikte tapu senedi ve murisin muvazaalı satışına ilişkin ilk bulguları yeterli görürse tapu müdürlüğüne şerh yazısı gönderir; böylece dava sonuçlanıncaya kadar satış, bağış, ipotek gibi tasarruflar yapılamaz. Hâkim, gerek görmesi halinde ihtiyati tedbir talebinde bulunan mirasçının uygun bir miktar teminat göstermesine hükmedebilir. Ancak durum ve şartların gerektirmesi halinde teminata karar verilemeyebileceği gibi davacının adli yardımdan faydalanıyor olması halinde de ihtiyati tedbir söz konusu olmaz.</p>
<p>Yine de ihtiyati tedbirin haciz ve cebri satış gibi icrai yaptırımların önüne geçemeyeceği ve davalının borçlarından dolayı malına haciz konularak satışının icra müdürlüğü vasıtasıyla sağlanabileceği unutulmamalıdır.</p>
<p><strong>Tenkis Davası ile Muris Muvazaası Nedeniyle Tapu İptali ve Tescil Davasının Farkları</strong></p>
<p>Muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescil davasında terditli olarak ileri sürülebilmekte olan taleplerden birisi de tenkis davasıdır. Tenkis davası, murisin tasarruf nisabını aşan hukuki işlemleri nedeniyle saklı pay hakkı ihlal edilmiş olan mirasçıların açabileceği ve yalnızca saklı payları oranında hak talep edebilecekleri dava türüdür.</p>
<p>Tenkis davası ile muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescil davası, sıklıkla birbirine karıştırılan davalar olsalar da önemli farklılıklar ihtiva etmektelerdir. Bu farkları kısaca saymamız gerekirse:</p>
<ol>
<li>Tenkis davası saklı paya ilişkindir, muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescil davası ile yasal miras payını korumaya yönelik olarak açılan bir davadır.</li>
<li>Dolayısıyla tenkis davası ile yalnızca saklı pay talep edilebilirken, mirastan mal kaçırma nedeniyle tapu iptali ve tescil davasında yasal miras payı oranında hak talebinde bulunulmaktadır,</li>
<li>Tenkis davasını yalnızca saklı pay hakkı sahibi olan mirasçılar açabilmekteyken, muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescil davasını miras hakkı ihlal edilmiş olan tüm yasal mirasçılar açabilir,</li>
<li>Muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescil davasında dava konusu edilen hukuki işlem satış olarak görünmektedir, ancak esasen bağış işlemi gerçekleştirilmiştir. Tenkis davasına konu edilen hukuki işlemlerde ise miras bırakanın gerçek ve görünen iradesi birbirinin izdüşümüdür. Örneğin, tenkise konu edilen işlemlerde miras bırakan taşınmaz veya taşınır bir malı bağışlamak istemiş ve bağışlamıştır; ancak muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescil davasında miras bırakan bağışlamak istediği bir taşınmazı, tapuda satış göstererek devretmiştir.</li>
</ol>
<p><strong>İlk Muvazaası İşlemine Taraf Olmayan Üçüncü Kişilerin Durumu</strong></p>
<p>Üçüncü kişilerin çekişmeli taşınmaz malları edinmelerinde muvazaalı işlemler gerçekleştirmiş olup olmadıklarının tespiti açısından dürüstlük kuralına uygunluk ve iyiniyetli olup olmadıkları hususları dikkate alınır. Türk Hukuk Sistemimiz, çağdaş bir hukuk sistemi olarak kişilerin huzur, güven ve mülkiyet haklarını hakkaniyet çerçevesinde adil bir şekilde sağlamayı amaç edinmektedir ve bu amaç doğrultusunda düzenlenmiş olan Türk Medeni Kanunumuzun 2. ve 3. maddelerinde yer alan dürüstlük kuralı ve iyiniyet kuralları ile tapulu taşınmaz malların el değiştirmesine yönelik olarak düzenlenmiş olan 1023. madde hükümlerinin, birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>
<p>Türk Medeni Kanunumuzun 2. ve 3. maddeleri ile 1023. maddesi uyarınca tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başkaca bir ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur. Ancak Türk Medeni Kanunumuzun 1024. maddesinde de belirtilmiş olduğu üzere, tapu kütüğündeki tescilin yolsuz olduğunu yani gerçek hak durumuna aykırı olduğunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi, kendi adına gerçekleştirilmiş olan tescilin iyiniyetli olduğu iddiasında bulunamaz.</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td width="604"><strong><u>Türk Medeni Kanunumuzun 1023. Maddesine Göre:</u></strong> &#8220;<em>Tapu kütüğündeki tescile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka aynî hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur.</em>&#8220;<strong><u> </u></strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescil davasında, dava konusu taşınmazı iyiniyetli olarak iktisap ettiğini iddia eden üçüncü kişinin hakları ile üçüncü kişinin aslında iyiniyetli olmadığını iddia eden mirasçının hakları çatışma içerisindedir. Hangi tarafın iddiasında haklı olduğunun tespiti büyük önem arz etmektedir.</p>
<p>Şekilci ve yüzeysel bir araştırma yapılması halinde büyük mağduriyetler söz konusu olabilecektir. Bu nedenle yargılamanın son derece titizlikle yürütülmemesi halinde istinaf ve temyiz aşamalarında yerel mahkemeden farklı sonuçlar alınması durumu söz konusu olacaktır. Bu nedenle üçüncü kişinin ne şekilde hak iktisabında bulunduğu, ödeme gerçekleştirildiği iddia ediliyorsa ödemenin ne şekilde gerçekleştirildiği vb. somut olayın gerektirdiği tüm hususlar değerlendirilmeli ve yargılamaya konu edilmelidir. Örneğin, <strong>Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, 2021/1592 E. ve 2021/4618 K. sayılı kararında</strong>: Taşınmaz bedelinin ödenmesi için çek keşide edilmiş olmasına rağmen çeklerin tahsil edilmemiş olması ve bankaya iade edilerek iptal edilmiş olması nedeniyle üçüncü kişinin iyiniyetli olmadığına hükmetmiştir.</p>
<p><strong>Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar ve Uygulamada Karşılaşılan Sorunlar</strong></p>
<p>Muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescil davası öncesinde detaylı bir inceleme gerçekleştirilmeli, dilekçelerin teatisi aşaması, delil dilekçesinin sunulması, istinaf ve temyiz süreleri gibi hususlarda son derece temkinli davranılmalı ve yargılama süreci mümkün olabilecek en hatasız şekilde işletilmelidir. Örneğin: Cevap dilekçesinin sunulmaması, delil dilekçesinin de sunulamaması sonucuna yol açmaktadır. Başka bir örnek verecek olursak, bir kere tanık listesi verilmiş olması durumunda, ikinci kez tanık dilekçesi verilemez. Bu ve benzeri birçok usul hukuku kuralı, her yıl binlerce vatandaşlarımızın haklıyken haksız duruma düşmesine sebebiyet verebilmektedir. Dolayısıyla bu tip hukuki süreçlerin mutlaka alanında uzman bir <strong>miras avukatı</strong>nın yardımıyla yürütülmesi tavsiye edilmektedir.</p>
<p>Uygulamada muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescil davasına ilişkin olarak en sık karşılaşılan sorunlar, genellikle davanın açılmasında geç kalınmasından kaynaklanmaktadır. Bu anlamda muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescil davaları açısından zamanaşımı veya hak düşürücü sürelerin bulunmaması, dolaylı olarak her iki taraf açısından da problem doğurabilmektedir. Bu neviden problemleri birer örnek ile somutlaştırmak gerekirse:</p>
<ol>
<li>Davasını açmadan önce uzun yıllar bekleyen davacı, devir tarihindeki olguları ispatlayabilmek için o dönemde yaşamış olan ve halen daha sağ olan tanıklar bulamayabilmektedir. Örneğin 1985 yılında gerçekleşen ve aradan geçen bu kadar süre içerisinde dava konusu edilmeyen bir devir işleminin muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescil davasına konu edilmesi durumunda, davacı ile miras bırakan arasında husumet olup olmadığı, miras bırakanın o tarihte söz konusu taşınmazı satmaya ihtiyacının olup olmadığı gibi birçok hususun ispatına yönelik olarak tanıklık edecek kişiler, aradan geçen uzun zaman içerisinde vefat etmiş olabilir.</li>
<li>Taşınmazı satış suretiyle edinmiş olup da kendilerine yönelik olarak muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescil davası açılmış olan davalılar, ödemeye ilişkin olarak ellerinde herhangi bir evrak bulunmaması nedeniyle satış işleminin gerçek bir satış olup olmadığını ispatlamakta güçlük çekebilir. Özellikle bazı bankaların kendilerinden müzekkere yoluyla banka kayıtlarının istenmesi durumunda evrak saklama yükümlülüklerinin 10 yıl olmasından mütevellit ellerinde dava konusuna ilişkin olarak herhangi bir kayıt bulunmadığını belirttikleri görülebilmektedir. Bu nedenle taşınmaz satışı gibi hukuki işlemleri gerçekleştiren kişilerin, bu hukuki işlemlere ilişkin her türlü evrakı uzun yıllar boyunca saklamaları tavsiye edilmektedir.</li>
</ol>
<p>Bunun dışında satış işlemleri için ödenecek olan tapu harcının düşük çıkması için taşınmaz satış işleminin belediye rayiçleri üzerinden gerçekleştirilmesi vb. hukuki uygulamalar nedeniyle çok büyük hak kayıpları yaşanabilmektedir.</p>
<p><strong>Uygulamada Satış Bedeli Yerine Geçen İvazlar</strong></p>
<p>Muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescil davalarında akrabalık ilişkileri, yerel örf ve adet kuralları gibi birçok husus değerlendirme konusu edilir ve her somut olay kendi özelinde dikkate alınır. Muris ile dava konusu edilen taşınmaz malı devrettiği kişi arasındaki hukuki, sosyal ve ekonomik ilişki derinlemesine incelenmelidir. Bu noktada satış bedeli yerine geçen ve yerleşik Yargıtay içtihatlarıyla da kabul gören bazı unsurlar ve ivazlar(karşılıklılık) söz konusu olabilmektedir. Yalnızca satış işlemi esnasında doğrudan satış bedelinin verilmesi değil, satış bedeline denk düşen bir ivaz ilişkisinin mevcut olup olmadığı inceleme konusu edilebilir.</p>
<p>Örneğin, mirasçılardan biri tarafından murisin hacca götürülmesi ve hac masraflarının karşılanması durumunda, hac masraflarının taşınmaz satış bedeli olarak verildiği iddia edilen bazı olaylara ilişkin olarak Yargıtay tarafından, bu neviden ivaz(karşılıklılık) ihtiva eden işlemlerin muris muvazaası sayılamayacağı yönünde hüküm kurulduğu görülmüştür. Ancak bu halde dahi hac masraflarının bedeli ile taşınmazın bedelinin karşılaştırılması ve satış bedelinin gerçekten karşılanmış olup olmadığı hususlarının ayrıca ve açıkça incelenmesi, denetime ve itiraza elverişli rapor ile ortaya konulması gerektiği hususu belirtilmiştir.</p>
<p>Aynı şekilde geçmişte murise borç verilmesi durumunda taşınmaz satışının söz konusu bu borca karşılık olarak gerçekleştirildiği hususunun ispatlanması durumunda da muris muvazaasından söz edilemeyecektir. Çünkü bu örneklerde murisin mal kaçırma gibi bir iradesi söz konusu olmamaktadır.</p>
<p>Dolayısıyla her somut olay kendi özelinde değerlendirilmeli ve taraflar arasında ivaz ilişkisi olduğuna dair iddialar mevcutsa, bunlar da hukuka uygun deliller ile ispat edilmelidir.</p>
<p><strong>Kaynakça :</strong> <em>Bu makalenin hazırlanmasında www.delilavukatlik.com internet sitesinden alıntı yapılmıştır. </em></p>
</div></div></div></div></div>
<p><a href="https://avukattahaakkurt.com/kilis-muris-muvazaasi-tapu-iptal-tescil-davasi">Muris Muvazaası(Mirastan Mal Kaçırma) Nedeniyle Tapu İptali ve Tescil Davası</a> yazısı ilk önce <a href="https://avukattahaakkurt.com">Kilis Avukat Taha AKKURT</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mirastan Feragat Nedir?</title>
		<link>https://avukattahaakkurt.com/kilis-mirastan-feragat-nedir</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[avukattahaakkurt]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Sep 2025 10:30:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kilis Avukat]]></category>
		<category><![CDATA[Kilis Avukat Taha Akkurt]]></category>
		<category><![CDATA[Kilis Hukuk Avukat Bürosu]]></category>
		<category><![CDATA[Avukat Taha Akkurt]]></category>
		<category><![CDATA[Kilis Avukat ve Hukuk Bürosu]]></category>
		<category><![CDATA[kilis miras avukatı]]></category>
		<category><![CDATA[kilis mirastan feragat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://avukattahaakkurt.com/olene-kadar-bakma-sozlesmesi-nedir</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mirastan feragat ya da halk arasında bilinen adıyla mirastan vazgeçme, miras bırakan ile mirasçı arasında kanunda düzenlenmiş olan usule uygun olarak yapılacak olan iki taraflı bir sözleşmeyle gerçekleştirilmektedir.</p>
<p><a href="https://avukattahaakkurt.com/kilis-mirastan-feragat-nedir">Mirastan Feragat Nedir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://avukattahaakkurt.com">Kilis Avukat Taha AKKURT</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="fusion-fullwidth fullwidth-box fusion-builder-row-5 fusion-flex-container has-pattern-background has-mask-background nonhundred-percent-fullwidth non-hundred-percent-height-scrolling" style="--awb-border-radius-top-left:0px;--awb-border-radius-top-right:0px;--awb-border-radius-bottom-right:0px;--awb-border-radius-bottom-left:0px;--awb-flex-wrap:wrap;" ><div class="fusion-builder-row fusion-row fusion-flex-align-items-flex-start fusion-flex-content-wrap" style="max-width:1372.8px;margin-left: calc(-4% / 2 );margin-right: calc(-4% / 2 );"><div class="fusion-layout-column fusion_builder_column fusion-builder-column-4 fusion_builder_column_1_1 1_1 fusion-flex-column" style="--awb-bg-size:cover;--awb-width-large:100%;--awb-margin-top-large:0px;--awb-spacing-right-large:1.92%;--awb-margin-bottom-large:0px;--awb-spacing-left-large:1.92%;--awb-width-medium:100%;--awb-order-medium:0;--awb-spacing-right-medium:1.92%;--awb-spacing-left-medium:1.92%;--awb-width-small:100%;--awb-order-small:0;--awb-spacing-right-small:1.92%;--awb-spacing-left-small:1.92%;"><div class="fusion-column-wrapper fusion-column-has-shadow fusion-flex-justify-content-flex-start fusion-content-layout-column"><div class="fusion-title title fusion-title-5 fusion-sep-none fusion-title-text fusion-title-size-three" style="--awb-margin-top:20px;"><h3 class="fusion-title-heading title-heading-left" style="margin:0;">Mirastan Feragat Nedir?</h3></div><div class="fusion-text fusion-text-5 fusion-text-no-margin" style="--awb-content-alignment:justify;--awb-margin-bottom:40px;"><h4><strong>Mirastan Feragat Sözleşmesi Nedir, Nasıl Yapılır, İvazlı ve İvazsız Feragatin Farkları Nelerdir?</strong></h4>
<p>Mirastan feragat ya da halk arasında bilinen adıyla mirastan vazgeçme, miras bırakan ile mirasçı arasında kanunda düzenlenmiş olan usule uygun olarak yapılacak olan iki taraflı bir sözleşmeyle gerçekleştirilmektedir. Aslında mirastan feragat sözleşmesinin yapıldığı anda hukuken mevcut olan bir miras hakkı söz konusu değildir. Çünkü miras hakkı, miras bırakanın ölüm olayı ile birlikte doğmaktadır; hukuk sistemimizde mirasçı sıfatını haiz olan kimseler, mirasçı sıfatını miras bırakanın ölümüyle birlikte kazanırlar. Bunun sonucu olarak da ölüm olayıyla birlikte miras malları üzerinde mülkiyet hakları doğmuş olacaktır. Ayrıca mirastan feragat eden mirasçının, miras bırakandan önce vefat etmeyeceğinin de bir garantisi yoktur. Ancak mirastan feragat sözleşmesi, henüz doğmamış olan miras hakkına ilişkin sonuçlar doğuracak nitelikte bir sözleşmedir.</p>
<p>Usul ve esas kurallarına uygun olarak hazırlanmış olan bir mirastan feragat sözleşmesi, miras bırakanın ölümüyle birlikte, mirastan feragat sözleşmesinin hükümden düşmesi nedenlerinden birinin de mevcut olmaması halinde tüm sonuçlarını doğurur ve sözleşme hükümlerine uygun bir şekilde mirasçının mirasçılığı ortadan kalkar.</p>
<p>Mirastan feragat halinde, mirastan feragat eden mirasçının kendi altsoyunun miras hukukuna ilişkin hukuki statüsünün nasıl olacağı vb. hükümler yine miras hukuku mevzuatında düzenlenmiş ve yargısal uygulamalarla şekillendirilmiştir. Makalemizin devamında, tüm bu hususları kısaca özetlemeye çalışacağız.</p>
<h4><strong>Mirastan Feragat Sözleşmesinin Hukuki Dayanağı</strong></h4>
<p>Mirastan feragat sözleşmesi, Türk Medeni Kanunumuzun 528, 529 ve 530. maddelerinde düzenlenmiş olup, bir çeşit miras sözleşmesi olduğundan dolayı şekil şartı ve geçerlilik koşulları gibi hususlara ilişkin olarak resmi vasiyetnameye dair hükümlere de tabidir.</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td width="604"><strong><u>Türk Medeni Kanunumuzun 528. Maddesine Göre:</u></strong> &#8220;<em>Miras bırakan, bir mirasçısı ile karşılıksız veya bir karşılık sağlanarak mirastan feragat sözleşmesi yapabilir. Feragat eden, mirasçılık sıfatını kaybeder. Bir karşılık sağlanarak mirastan feragat, sözleşmede aksi öngörülmedikçe feragat edenin altsoyu için de sonuç doğurur.</em>&#8220;</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<h4><strong>Mirastan Feragat Sözleşmesinde Şekil Şartı</strong></h4>
<p>Mirastan feragat sözleşmesi, bir çeşit miras sözleşmesi olduğundan dolayı, Türk Medeni Kanunumuzun 545. maddesinde yer alan açık hüküm gereğince noterde resmi vasiyetname şeklinde düzenlenmelidir.</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td width="604"><strong><u>Türk Medeni Kanunumuzun 545. Maddesine Göre:</u></strong> &#8220;<em>Miras sözleşmesinin geçerli olması için resmî vasiyetname şeklinde düzenlenmesi gerekir.</em> <em>Sözleşmenin tarafları, arzularını resmî memura aynı zamanda bildirirler ve düzenlenen sözleşmeyi memurun ve iki tanığın önünde imzalarlar.</em>&#8220;</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Yukarıda alıntılamış olduğumuz madde hükmünde &#8220;resmi memur&#8221; olarak tanımlanan kişinin kim olabileceği, Türk Medeni Kanunumuzun 532. maddesinde belirtilmiştir.</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td width="604"><strong><u>Türk Medeni Kanunumuzun 532. Maddesine Göre:</u></strong> &#8220;Resmî vasiyetname, iki tanığın katılmasıyla resmî memur tarafından düzenlenir. Resmî memur, sulh hâkimi, noter veya kanunla kendisine bu yetki verilmiş diğer bir görevli olabilir.&#8221;</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Resmi memur, sulh hakimi, noter veya kanun ile kendisine yetki verilmiş bir diğer kişi olabilir. Ancak uygulamada genellikle noterlikler tercih edilmektedir. Mirastan feragat sözleşmesinin geçerliliği, esasa ilişkin şartların dışında, usulen de bu şekil şartlarına bağlıdır.</p>
<h4><strong>Mirastan Feragat Sözleşmesi Yapılırken Nelere Dikkat Edilmelidir?</strong></h4>
<p>Mirastan feragat sözleşmelerine ilişkin olarak en sık düşülen hatalar:</p>
<ul>
<li>Mirastan feragat sözleşmesinin mirasın reddi işlemi ile karıştırılması,</li>
<li>Mirastan feragat sözleşmesinin mirasçılıktan çıkarma işlemi ile karıştırılması,</li>
<li>Mirastan feragat sözleşmesinin miras taksim sözleşmesi ile karıştırılması ve miras bırakanın altsoyu arasında miras bırakan olmaksızın imzalanması,</li>
<li>65 yaşından büyük olan miras bırakan veya mirasçı için devlet hastanesi psikiyatri bölümünden &#8220;akıl sağlığı yerindedir&#8221;/&#8221;hukuki işlem yapma ehliyeti vardır&#8221; şeklinde akıl sağlığına dair rapor alınmaksızın işlem yapılması,</li>
<li>Şekil şartlarına uymayacak şekilde adi yazılı veya el yazılı olarak mirastan feragat sözleşmesi yapılması</li>
</ul>
<p>şeklinde sayılabilir.</p>
<p>Mirastan feragat, miras hukukuna ilişkin bir sözleşme olduğundan dolayı yukarıda açıklamış olduğumuz resmi vasiyetnameye ilişkin şekil şartlarına uygun olmalıdır. Dolayısıyla mirastan feragat sözleşmesi noterde resmi vasiyetname şeklinde düzenlenmelidir. Ayrıca resmi vasiyetname şekil şartlarına uygun olacak şekilde</p>
<p>Mirastan feragate sözleşmesi yapılırken dikkat edilmesi gereken bir diğer husus da, sözleşmenin ivazlı(karşılıklı) mı ivazsız(karşılıksız) mı yapılacağı konusunda karar vermek olacaktır. Çünkü bu iki halde, aşağıda detaylı olarak açıklayacak olduğumuz üzere farklı hukuki sonuçlar meydana gelmektedir.</p>
<p>Mirastan feragat, tam feragat şeklinde gerçekleştirilebileceği gibi, kısmen feragat şeklinde de gerçekleştirilebilir. Feragatin kapsamı da mirastan feragat sözleşmesinde açıkça gösterilmelidir.</p>
<p>Mirastan ivazlı feragat durumunda, feragat işleminin, mirastan feragat eden müstakbel mirasçının altsoyu için de geçerli olup olmayacağı hususu ayrıca belirtilmelidir.</p>
<p>Ek olarak unutulmamalıdır ki: 65 yaşın üzerinde olan vatandaşların mirasçı veya mirasbırakan sıfatıyla yapacakları mirastan feragat sözleşmeleri için noterlikler nezdinde &#8220;akıl sağlığı yerindedir&#8221; raporu alınması ve bu raporun, işlem yapılacak gün ile aynı gün içerisinde alınması gerekmektedir. Aslında tarafların her ikisi de, hukuki ehliyetsizlik nedeniyle olası bir iptal davası ile karşı karşıya kalmamak için mutlaka hukuki işlem ehliyetlerinin bulunduğuna dair akıl sağlığı raporu almalıdır. Uygulamada bu akıl sağlığına ilişkin rapor, aile hekiminden alınabilmekteyse ve bu aile hekiminden alınan bu raporlar da kabul görmekteyse de, ileride ortaya çıkabilecek olası uyuşmazlıklar dikkate alınmak suretiyle bir devlet hastanesinin psikiyatri bölümünden randevu alınarak rapor alınması daha sağlıklı olacaktır. Çünkü aile hekiminden alınan akıl sağlığına ilişkin raporların tartışmalı hale getirilmesi durumunda dosya Adli Tıp Kurumu&#8217;na sevk edilebilmekte ve tarafların ileriye ve geriye dönük sağlık kayıtları incelenebilmektedir.</p>
<h4><strong>Mirastan Feragat Türleri ve Hukuki Sonuçları</strong></h4>
<p>Mirastan feragat sözleşmesi, feragatin kapsamına göre:</p>
<ol>
<li>Kısmi feragat ve</li>
<li>Tam feragat şeklinde gerçekleştirilebilir.</li>
</ol>
<p>Buna ek olarak ve uygulama ile 3. kişilerin haklarına dair çok daha büyük öneme sahip bir ayrım, mirastan feragat sözleşmesini:</p>
<ol>
<li>İvazlı(bir bedel, hak veya alacak karşılığında) ya da</li>
<li>İvazsız(karşılıksız) olmasıdır.</li>
</ol>
<h4><strong>a) İvazlı(Karşılıklı) Mirastan Feragat Sözleşmesi</strong></h4>
<p>Mirastan feragat sözleşmesinin belirli bir menfaat karşılığında gerçekleştirilmiş olması halinde ivazlı mirastan feragat sözleşmesi söz konusu olmaktadır. Mirastan feragat sözleşmesinin ivazlı olması halinde bu sözleşme, yukarıda alıntılamış olduğumuz TMK 528. madde gereği mirastan ivazlı feragat eden kişinin altsoyu için de sonuç doğurur.</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td width="604"><strong><u>Türk Medeni Kanunumuzun 528/3. Fıkrasına Göre:</u></strong> &#8220;<em>Bir karşılık sağlanarak mirastan feragat, sözleşmede aksi öngörülmedikçe feragat edenin altsoyu için de sonuç doğurur.</em>&#8220;</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>İvazlı miras sözleşmesinde, mirasçının miras hakkından feragat etmesinin karşılığı olarak bir menfaat elde etmesinden dolayı, mirasçının miras hakkı alt soyuna sirayet etmeyecektir. Yukarıdaki madde hükmünde açıkça düzenlendiği üzere ivazlı mirastan feragat sözleşmesi düzenlenmesi halinde sözleşmede aksi öngörülmemişse mirastan ivazlı olarak feragat edenin miras hakkı, onun kendi altsoyuna sirayet etmeyecektir. Bu durumda sözleşmede özel bir düzenlemeye yer verilmemişse, miras bırakanın diğer yasal mirasçıları, kanuni miras payları oranında bu mirasçının miras payını paylaşırlar. Ayrıca, Türk Medeni Kanunumuzun 529. maddesinin 2. fıkrası gereğince mirastan feragatin kim lehine yapıldığı hususu da önem arz etmektedir.</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td width="604"><strong><u>Türk Medeni Kanunumuzun 529. Maddesine Göre:</u></strong> &#8220;<em>Mirastan feragat sözleşmesi belli bir kişi lehine yapılmış olup bu kişinin herhangi bir sebeple mirasçı olamaması hâlinde, feragat hükümden düşer. Mirastan feragat sözleşmesi belli bir kişi lehine yapılmamışsa, en yakın ortak kökün altsoyu lehine yapılmış sayılır ve bunların herhangi bir sebeple mirasçı olamaması hâlinde, feragat yine hükümden düşer.</em>&#8220;</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Görüldüğü üzere ivazlı feragat sözleşmesinin belirli bir kişi lehine yapılması yani feragatten kimin yararlanacağı hususunun açıkça düzenlenmiş olması durumunda, bu kişilerin herhangi bir sebeple mirasçı olamaması halinde feragat hükümden düşecektir.</p>
<p>Bununla birlikte, mirastan ivazlı feragat sözleşmesinde, mirastan feragat eden mirasçının altsoyunun mirasçı olacağı yönünde bir hüküm de yer alabilir. Burada dikkat edilmesi gereken husus, böyle bir durumun mevcudiyeti halinde diğer mirasçıların TMK 565. maddesinin 1. fıkra 2. bent hükmü gereğince tenkis davası açabilmeleri mümkündür. Zira Türk Medeni Kanunumuzun 565. maddesinin 1. fıkrasının 2. bendine göre, miras haklarının ölümden önce tasfiyesi maksadıyla yapılan kazandırmalar da ölüme bağlı tasarruflar gibi tenkise tabiidir. Ancak ivazlı mirastan feragat sözleşmesi ile mirastan feragat etmiş bulunan müstakbel mirasçı tarafından herhangi bir miras hakkı ileri sürülemez ve bu nedenle tenkis davası dahi açılamaz. Bu ayrım gözden kaçırılmamalıdır.</p>
<h4><strong>b) İvazsız(Karşılıksız) Mirastan Feragat Sözleşmesi</strong></h4>
<p>Mirastan feragat sözleşmesinin ivazsız gerçekleştirilmesi halinde, feragat edenin altsoyunun miras hakkı, feragat eden mirasçı miras bırakandan önce ölmüş gibi devam eder. Yani feragat edenin miras hakkı kendi altsoyuna geçer.</p>
<p>Esasında bu kurala dair tartışmalar doktrin ve içtihatta söz konusu olabilmektedir. Ancak Türk</p>
<p>Medeni Kanunumuzun 528. maddesinin gerekçesinden ve bu maddenin 3. fıkrasında yer alan &#8220;<em>Bir karşılık sağlanarak mirastan feragat, sözleşmede aksi öngörülmedikçe feragat edenin altsoyu için de sonuç doğurur.</em>&#8221; ifadesinin mefhum-u muhalifinden(zıt anlamından) karşılık sağlanmaksızın mirastan feragat durumunda feragatin, feragat edenin altsoyu için sonuç doğurmayacağı anlamı çıkmaktadır.</p>
<p>İlgili madde gerekçesiyle, karmaşa şu şekilde giderilmiştir: &#8220;&#8230;<em>feragat karşılık sağlanarak yapılmış ise, feragat sözleşmesinde belirtilmedikçe, feragat, feragat edenin altsoyuna etkili olacak ve onların da mirasçılık sıfatlarını kaldıracaktır. Düzenlemenin zıt anlamından da feragat karşılık sağlanmadan yapılmışsa, feragat, feragat edenin füruunu etkilemeyecektir. Bu prensibin aksi de mirastan feragat sözleşmesi ile kararlaştırılabilir; ancak feragat edenin altsoyunun miras bırakana karşı saklı paydan doğan hakları saklıdır.</em>&#8221;</p>
<p>Madde gerekçesinden kolaylıkla anlaşılabildiği üzere, ivazsız feragat sözleşmesi de bir başkası lehine yapılabilir mirastan feragat eden müstakbel mirasçının altsoyunun, ivazsız feragat sözleşmesi hükümlerinden etkilenmeleri kararlaştırılabilir. Ancak mirastan ivazsız feragat sözleşmesi yapılmışsa, bu durumda mirastan feragat eden müstakbel mirasçının altsoyu, mirastan ivazlı feragat sözleşmesindeki durumdan farklı olarak, en azından saklı pay talebinde bulunabilecektir.</p>
<h4><strong>Mirastan Feragat Sözleşmesinin Hükümden Düşmesi</strong></h4>
<p>Mirastan feragat sözleşmesinin hükümden düşmesi, Türk Medeni Kanunumuzun 529. maddesinde düzenlenmiştir. Aşağıda alıntıladığımız madde hükmünde, mirastan feragat sözleşmesinin hükümden düşeceği haller sınırlı olarak sayılmıştır.</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td width="604"><strong><u>Türk Medeni Kanunumuzun 529. Maddesi:</u></strong> &#8220;<em>Mirastan feragat sözleşmesi belli bir kişi lehine yapılmış olup bu kişinin herhangi bir sebeple mirasçı olamaması hâlinde, feragat hükümden düşer. Mirastan feragat sözleşmesi belli bir kişi lehine yapılmamışsa, en yakın ortak kökün altsoyu lehine yapılmış sayılır ve bunların herhangi bir sebeple mirasçı olamaması hâlinde, feragat yine hükümden düşer.</em>&#8220;</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Örneğin bu kişilerin miras bırakanın canına kast etmesi nedeniyle daha sonraki bir tarihte mirasçılıktan çıkarılmaları(ıskat edilmeleri) ya da miras bırakandan önce vefat etmeleri gibi istisnai durumlarda, mirastan feragat sözleşmesinin hükümden düşeceğinin kabulü gerekir.</p>
<h4><strong>Mirastan Feragat Sözleşmesinin İptali Davası</strong></h4>
<p>Miras bırakan ve müstakbel mirasçı arasında yapılan bir mirastan feragat sözleşmesi hukuki ehliyetsizlik veya irade sakatlığı gibi nedenlerle iptal edilebilir. Ancak bunun için mirastan feragat sözleşmesinin iptali/feshi davası açılması gerekir. Şekil noksanlığının, bir çeşit iptal değil, geçersizlik sebebi olduğu unutulmamalıdır. Çünkü kanuni şekil şartlarını sağlamayan bir mirastan feragat sözleşmesi, hukuka uygun olarak kurulmuş sayılamayacaktır.</p>
<p>Bununla birlikte hukuki ehliyetsizlik, irade sakatlığı veya şekil noksanlığı gibi hallerin dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağına aykırı olacak şekilde ileri sürülmesi mümkün değildir. Örneğin ivazlı feragat sözleşmesi yapılmış ve bu sözleşme kapsamında karşı taraftan ivaz alınmışsa, sonradan irade sakatlığı veya şekil noksanlığı vb. nedenlerle bu sözleşmenin iptalinin ya da geçersizliğinin ileri sürülmesi, dürüstlüğe aykırı olacaktır(Bakınız: <strong>Yargıtay 14. Hukuk Dairesi tarafından verilen 2016/8822 E., 2019/2813 K. sayılı karar</strong>)</p>
<h4><strong>Mirastan İvazlı Feragat Sözleşmesi Nedeniyle Diğer Mirasçıların Saklı Paylarının İhlali</strong></h4>
<p>Mirastan ivazlı feragat durumunda mirastan feragat etmiş olan mirasçının sonradan saklı pay talebinde bulunması ve tenkis davası açması mümkün değildir. Aynı şekilde, mirastan ivazlı feragat sözleşmesinde aksine ilişkin bir düzenleme mevcut değilse, ivazlı olarak mirastan feragat eden mirasçının altsoyu da saklı pay talebinde bulunamayacaktır.</p>
<p>Ancak bu durum, diğer saklı paylı mirasçıların, miras bırakanın sağlığında ondan ivaz alarak mirastan feragat eden mirasçıya karşı tenkis davası açmalarını engellemez. Buna ilişkin düzenleme, Türk Medeni Kanunumuzun 573. ve 574. maddelerinde yer almaktadır.</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td width="604"><strong><u>Türk Medeni Kanunumuzun 573. Maddesine Göre:</u></strong> &#8220;<em>Mirasbırakan, mirastan feragat eden mirasçıya, sağlığında terekenin tasarruf edilebilir kısmını aşan edimlerde bulunmuşsa; diğer mirasçılar bunun tenkisini isteyebilirler. Bu durumda, mirastan feragat edenin sadece saklı payını aşan miktar tenkise tâbi olur. Edimlerin değerlerinin mahsubu, mirasta denkleştirme kurallarına göre yapılır.</em>&#8220;</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bu şekilde kanun koyucu, mirastan feragat eden mirasçı dışındaki diğer saklı pay mirasçıların haklarının da korunmasını sağlamak istemiştir. Buna ek olarak, bu durumda tenkisten farklı olarak mirastan feragat eden mirasçıya Türk Medeni Kanunumuzun 574. maddesi hükmü ile farklı bir hak da tanınmıştır.</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td width="604"><strong><u>Türk Medeni Kanunumuzun 574. Maddesine Göre:</u></strong> &#8220;Mirastan feragat eden, tenkis sebebiyle terekeye bir malı veya diğer bir değeri geri vermekle yükümlü olursa; dilerse tenkise tâbi değeri geri verir, dilerse almış olduklarının tamamını terekeye geri vererek mirastan feragat etmemiş gibi paylaşmaya katılır.&#8221;</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Yine de uygulamada bu madde hükmünün sıklıkla kullanıldığını söylemek yanlış olacaktır. Ancak mirastan feragat edene karşı yürütülecek olan hukuki süreçlerde, feragat eden mirasçının böyle bir geri verme ve paylaşıma katılma imkanının da bulunduğunun bilinmesi önem arz etmektedir.</p>
<h4><strong>Mirastan Feragat ve Mirasın Reddinin Farkları Nelerdir?</strong></h4>
<p>Mirastan feragat, mirasın reddi ile karıştırılmamalıdır. Mirasın reddi, miras bırakanın ölümü akabinde tek taraflı olarak gerçekleştirilebilmekteyken; mirastan feragat, miras bırakanın sağlığında ve onun da katılımıyla birlikte, miras bırakan ile onun mirasçılarından biri veya birkaçı arasında yazılı olarak gerçekleştirilen iki taraflı bir sözleşmedir.</p>
<p>Mirasın reddinde mirası reddeden kişinin altsoyları kural olarak bu ret işleminden etkilenmezler ve mirasçı sıfatını kazanırlar. Ancak mirastan feragat sözleşmesi yapılması halinde miras bırakanın altsoyu, mirastan feragat sözleşmesinin ivazlı mirastan feragat sözleşmesi veya ivazsız mirastan feragat sözleşmesi olarak yapılmasına bağlı olarak değişen şekilde sözleşmeden etkilenebilmektedir.</p>
<p>Mirasın reddi haline mirasçıların alacaklılarının korunmasına ilişkin olarak Türk Medeni Kanunumuzun 617. maddesinde düzenlenmiş olan ve mirası reddeden mirasçının alacaklılarına mirasın reddi işleminin iptali davası açma hakkını veren kanun hükmünün, kıyas yoluyla mirastan feragat halinde kullanılması mümkün değildir. Konuya ilişkin olarak Yargıtay 14. Hukuk Dairesi tarafından 2015/18071 E. ve 2016/11027 K. sayı ile verilmiş olan bir kararda: &#8220;<em>Feragat, miras bırakanın ölümünden önce gerçekleşen bir hukuki işlemdir. Mirasın reddi ise, miras bırakanın ölümünden sonra gerçekleşir. Mirastan feragatte beklemece bir haktan vazgeçme söz konusu iken, mirasın reddinde somut, güncel bir haktan vazgeçme söz konusudur. Mirasın reddinin iptaline ilişkin hükmün kıyas yolu ile mirastan feragate de uygulanması mümkün değildir. Kanundaki düzenleme eksikliği bir ihmalin sonucu olmayıp; bilinçli bir tercihin ürünüdür. Mirastan feragatte, kişinin beklenen bir haktan feragat ettiği, mirasçının ölümü anında sağ olup olmayacağı, dolayısıyla mirasçılık sıfatını kazanıp kazanamayacağı; mirasçı olabilse dahi, miras hissesine düşen mirasın parasal değerinin ne olacağı belirli değildir. Kanun koyucu bilinçli olarak susmuş ve olumsuz bir çözüm tarzını benimsemiştir. Buna karşın hukuk düzenince öngörülen diğer imkânlarının kullanılmasının önünü kapatmamamıştır.</em>&#8221; ifadeleri ile mirastan feragat ile mirasın reddi hallerinin arasındaki ayrımdan bahsedilmiş ve TMK 617. madde hükmünün niçin mirastan feragatin iptali halinde kullanılamayacağı hususu gerekçelendirilmiştir.</p>
<h4><strong>Mirastan Feragat ile Mirasçılıktan Çıkarmanın Farkları Nelerdir?</strong></h4>
<p>Mirastan feragat, miras bırakan ile mirasçı arasında, miras bırakanın sağlığında gerçekleşmesi gereken bir iki taraflı sözleşme olduğundan mütevellit, mirasçının veya miras bırakanın tek taraflı iradesiyle gerçekleştirilememektedir. Miras bırakanın sağlığında ve onun tek taraflı irade beyanıyla mirasçının mirasından mahrum bırakılması da mirastan feragat sözleşmesi değil, mirasçılıktan çıkarma(ıskat) işlemidir. Mirastan feragat, usulüne uygun bir şekilde yapılmak ve kanunun emredici kurallarına uygun olmak şartıyla herhangi bir sebeple yapılabilir. Oysa mirasçılıktan çıkarma işlemi, sadece Türk Medeni Kanunumuzun 510. veya 513. maddesinde sınırlı olarak sayılmış olan sebeplerden birine dayalı olarak gerçekleştirilebilmektedir.</p>
<h4><strong>Mirastan Feragat Sözleşmelerine İlişkin Yargıtay Kararları</strong></h4>
<ul>
<li><strong>Mirastan ivazlı feragat sözleşmesinde ivaz olarak devredileceği belirtilen taşınmazın, tapuda &#8220;satış&#8221; gösterilerek devredilmesi durumunun, devrin ivaz niteliğini ortadan kaldırmayacağına ve salt bu nedenle murisin ivaz yükümlülüğünü yerine getirmemiş olduğunun iddia edilemeyeceğine ilişkin karar,</strong></li>
</ul>
<p><strong>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2014/1111 E., 2016/605 K. sayılı kararı</strong> &#8220;&#8230;</p>
<p>&#8230;</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; taraflar arasındaki sözleşme uyarınca davacının edimini yerine getirip getirmediği; varılacak sonuca göre, 267 ve 268 parsel sayılı taşınmazların tapu kaydının davacı adına tescilinin gerekip, gerekmediği noktasında toplanmaktadır.</p>
<p>Hemen belirtilmelidir ki, Düzce 3.Noterliğince 21 Eylül 2001 tarih ve 11616 sayılı &#8220;Düzenleme Şeklinde Mirastan Feragat Sözleşmesi&#8221; isimli belge içeriğinde aynen; &#8220;&#8230;İlgililerin kimliklerinin tetkiki ve şahitlerin şahadetleri ile kişilikleri hakkında kanı sahibi bu işi yapmaya ehil olduklarını gördüm, bunun üzerine ilgililerden feragat edenler hep birlikte şahitlerin huzurunda söze başlayarak dedi ki: Dedemiz Mustafa Sağlam&#8217;ın adına kayıtlı bulunan ve onunda ölümü ile intikalen hak sahibi bulunduğumuz Düzce İli, Merkez İlçesi, Ovapınar köyü, Köyiçi mevkiinde kain ve tapunun pafta no:1, parsel no:267 ve 268 parselde kayıtlı gayrimenkullerde diğer hak sahibi olan ve çocuğu bulunmayan amcamız İbrahim Sağlam öldüğü takdirde miras yoluyla irsen ve teselsülen ondan bizlere intikal edecek olan miras hak ve hisselerimizden diğer amcamız &#8230; lehine feragat ediyoruz. Çünki biz onlardan yani amcalarımız İrfan ile İbrahim Sağlam&#8217;dan Düzce İli, Ovapınar köyü, Köyiçi mevkiinde bulunan pafta no:1, Parsel no: 214 de kayıtlı bulunan gayrimenkul üzerindeki hak ve hisselerini tapuda devir aldık onlar dedem Mustafa Sağlam&#8217;dan kendilerine kalan bu parsel üzerindeki miras hak ve hisselerini bizlere devir ettiler. Bu devir aldığımız gayrimenkulün tahmini değeri 500.000.000 TL (beş yüz milyon liradır) civarındadır. Bu nedenle Medeni Kanunun 475. maddesi gereğince ivazlı feragat ettiğimizi, böylece yukarıda belirtilen parsellerle ilgili olarak hiçbir hak talebinde bulunmayacağımızı tenkis davası açmayacağımızı noter ve şahitlerin huzurunda beyan ve ikrar ederiz. Diyerek sözlerini bitirdiler.</p>
<p>Diğer taraftan lehine feragat edilen &#8230; söz alarak dediki: bende yukarıda feragat edenlerin beyanlarını aynen anlaşarak kabul ettiğimi beyan ve ikrar ederim. Diyerek sözlerini bitirdi.</p>
<p>Oturumda hazır bulunan İbrahim Sağlam söz alarak dediki: Bende yukarıda bahsi geçen sözleri aynen kabul ile ivazlı bu feragata aynen anlaşarak kabul ettiğimi, noter ve şahitlerin huzurunda beyan ve ikrar ederim. Diyerek sözlerini bitirdi. Feragat edenler &#8230;, &#8230;, &#8230;, Saniye Toğru, &#8230;. Lehine Feragat Edilen: &#8230;; Muvafakat Eden (muris): İbrahim Sağlam.” ifadeleri yer almaktadır.</p>
<p>Ayrıca duruşmada dinlenen davacı tanığı Mehmet Karaçayır yeminli beyanında aynen; “Ben taraflar arasında noterde yapılmış bulunan mirastan feragat sözleşmesinde tanık olarak bulundum. Noter sözleşmesinde yazılı hususlarda davacı ve davacının abisi İbrahim Sağlam benden anlaştıklarını söyleyerek tanık olmamı istediler. Bana söylediklerine göre İbrahim Sağlam’ın oturduğu evin olduğu yeri &#8230;’a verdiklerini ayrıca bir çeşmenin başında olan bu evin biraz aşağısında olan bir arsayı Hanife Sağlam ve &#8230;’a verdiklerini söylediler, sanırım bu bahsettiğim arsanın tapu kaydı 214 parseldi, ben bu anlaşma doğrultusunda tapuda işlem yapılıp yapılmadığını bilemiyorum.” şeklindedir.</p>
<p>Yukarıda düzenleme şeklindeki noter senedinin içeriği ve davacı tanığının beyanları bir bütün olarak incelenip, değerlendirildiğinde; muris İbrahim Sağlam ile davalılar arasında 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (4721 sayılı TMK)&#8217;nun 528.maddesi (743 sayılı Türk Kanunu Medenisi m.475) kapsamında mirastan feragat sözleşmesi, diğer taraftan da davacı ile davalılar arasında 4721 sayılı TMK. 677.maddesi (743 sayılı MK. m.612) kapsamında miras payının devrini öngören sözleşme bulunmaktadır. Davalıların yukarıda içeriğine aynen yer verilen noter senedinde yer alan “…belirtilen parsellerle ilgili olarak hiçbir hak talebinde bulunmayacağımızı tenkis davası açmayacağımızı …beyan ve ikrar ederiz…” şeklindeki ifade de dikkate alındığında, davalıların uyuşmazlığa konu olan 267 ve 268 parsellerdeki taşınmazlardan hem kök muris Mustafa Sağlam’dan intikal eden hem de amcaları muris İbrahim Sağlam’dan intikal edecek miras haklarının tamamından davacı &#8230; lehine feragat ettikleri anlaşılmaktadır.</p>
<p>Davacının kendi edimini yerine getirip getirmediği hususuna gelince; noter senedi içeriğinde davalıların, davacı &#8230; ile amcaları İbrahim&#8217;in 214 parseldeki paylarını aldıklarını beyan ettikleri, devraldıkları 214 parselin tahmini değerinin 500 TL olduğunun belirtildiği, 19.10.2001 tarihinde ise çekişmeli 214 parsel sayılı taşınmazın önce tüm mirasçılar adına intikal ettirilip, daha sonra aynı gün satış suretiyle dava dışı Hanife Sağlam&#8217;a 500 TL bedelle temlik edildiği, bu kişi tarafından da 06.12.2005 tarihinde dava dışı Mehmet Emin Toğru&#8217;ya 27.200 TL bedel ile satıldığı, taşınmazın halen bu kişi adına kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır.</p>
<p>Görüldüğü üzere, davalıların da katılımıyla 214 parsel sayılı taşınmazın noter senedinin düzenlendiği tarihten (21.09.2001) çok kısa bir süre sonra (19.10.2001 tarihinde) ve noter senedinde belirtilen bedelle (500 TL) dava dışı Hanife Sağlam’a (davalıların annesine) devrinin yapılması karşısında, davacının kendi edimini yerine getirdiğinin kabulü gerekir. Devrin tapuda “satış” olarak gösterilmesinin, varılan bu sonuca bir etkisi bulunmamaktadır.</p>
<p>Şu halde; yerel mahkemece, dava konusu 267 ve 268 parseller yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile davanın reddi doğru değildir.</p>
<p>Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşme sırasında bir kısım üyelerce; uyuşmazlığa konu noter senedi içeriğine göre, davalıların sadece amcaları muris İbrahim Sağlam’dan intikal edecek miras haklarını davacı &#8230;’a devretmeyi taahhüt ettikleri, ancak kök muris Mustafa Sağlam’dan intikal eden miras payının devrini de taahhüt ettiklerini gösterecek bir ibarenin bulunmadığı, dolayısıyla kök muris Mustafa’dan intikal eden miras payı bakımından yerel mahkemenin direnmesinin bu yönüyle kısmen yerinde olduğu, zira mirastan feragat sözleşmesinin geçerli olabilmesi için murisin sağlığında ve onun katılımıyla yapılmasının zorunlu olduğu, kök muris Mustafa’nın noter senedi düzenlenmeden önce öldüğü, bu nedenle noter senedinin muris İbrahim’den intikal edecek miras hakkını kapsaması ve davacının kendi edimini yerine getirdiğinin anlaşılması karşısında davanın tamamen değil kısmen kabul edilmesi gerektiği, belirtilen nedenlerle yerel mahkeme kararının bu değişik gerekçeyle bozulması gerektiği ileri sürülmüş ise de; Kurul çoğunluğunca yukarıda belirtilen gerekçelerle bu görüş benimsenmemiştir.</p>
<p>Öte yandan, Özel Daire bozma ilamında 214 parsel sayılı taşınmazın davalıların annesine devrine gerekçe olarak yazılan “…davalıların isteği üzerine…” ibaresinin sehve dayalı olarak yazıldığı anlaşılmaktadır. Zira, bu ibareyi doğrulayacak bir bilgi veya belgeye dosyada rastlanamamıştır.</p>
<p>Hal böyle olunca; yerel mahkemece, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen ilave gerekçeyle Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. &#8230;</p>
<p>&#8230;</p>
<p>&#8230;&#8221;</p>
<ul>
<li><strong>Şekil koşulları sağlanmadan yapılan mirastan feragat sözleşmesinin bu nedenle iptalinin değil, geçersizliğinin söz konusu olacağına ilişkin karar,</strong></li>
</ul>
<p><strong>Yargıtay 14. Hukuk Dairesi 2017/1857 E., 2021/651 K. sayılı kararı</strong></p>
<p>&#8220;&#8230;</p>
<p>&#8230;</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Ölüme bağlı tasarrufların hüküm ve neticelerini, miras bırakanın ölümünden sonra meydana getirmesi söz konusu olduğu için, bu özelliği nedeniyle, kanun koyucu bu tasarrufların kurulmasını sıkı şekil şartına bağlamıştır.</p>
<p>Kanun koyucu ölüme bağlı tasarrufların yapılması için iki farklı şekil şartı öngörmüştür. Bunlardan biri, miras bırakanın tek taraflı yaptığı ve her zaman dönebileceği vasiyetname (MK 531-544), diğeri iki taraflı, bağlayıcı özelliği olan miras sözleşmesidir.</p>
<p>Miras sözleşmesinin geçerli olması için Türk Medeni Kanununun 545/I. maddesi uyarınca resmî vasiyetname şeklinde düzenlenmesi gerekir.</p>
<p>Mirastan feragat sözleşmesi, hukuki niteliği itibariyle bir miras sözleşmesi olduğu için, yukarıda açıklanan kurallar mirastan feragat sözleşmesinin kurulmasında da geçerli olacaktır. Somut olayda, mirastan feragat sözleşmesi ölüme bağlı tasarruf şeklinde yapılması geçerlilik koşulu olup resmi şekil koşuluna uyulmadan yapılan sözleşmenin hukuken geçerliliği bulunmadığından iptali de söz konusu değildir. Türk Medeni Kanununun 545. maddesinde belirtilen emredici kural nedeniyle geçerli bir mirastan feragat sözleşmesinden söz edilemez. Bu sebeple davanın reddine karar verilmesi gerekirken; yanılgılı değerlendirmeyle davanın kabulüne karar verilmesi isabetsiz olmuş; bozmayı gerektirmiştir.</p>
<p>&#8230;</p>
<p>&#8230;</p>
<p>&#8230;&#8221;</p>
<ul>
<li><strong>Resmi vasiyetname düzenlenirken tanık olamayacak nitelikte kişilerin, mirastan feragat sözleşmesinde de tanıklık edemeyeceğine ilişkin karar,</strong></li>
<li><strong>Mirastan ivazlı feragat sözleşmesinin iptali davasında, şekil noksanlığının dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağına aykırı olacak şekilde ileri sürülmesi halinde davanın reddine karar verilmesi gerekeceğine ilişkin karar,</strong></li>
</ul>
<p><strong>Yargıtay 14. Hukuk Dairesi 2016/8822 E., 2019/2813 K. sayılı kararı</strong></p>
<p>&#8220;&#8230;</p>
<p>Mirastan feragat sözleşmesi (TMK. md. 528), miras sözleşmesinin bir çeşidi olduğundan, resmi vasiyetname şeklinde yapılması zorunludur. (TMK. md. 545 ve Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kanunu 11.02.1959 tarih, 16/14 sayılı kararı ). Türk Medeni Kanunu m. 536’da yer alan miras bırakanın altsoy kan hısımlarının resmî vasiyetnamenin düzenlenmesine memur veya tanık olarak katılamayacağına ilişkin kural, mirastan feragat sözleşmesi için de geçerlidir. Miras bırakanın altsoyu olan davalı &#8230;, davaya konu &#8230; 1. Noterliğinin 25.02.2014 tarihli ve 04908 yevmiye sayılı düzenleme şeklinde mirastan feragat sözleşmesinde tanık olarak yer almıştır. Bu nedenle geçerli bir mirastan feragat sözleşmesinden söz edilemez.</p>
<p>Ancak, davacı aynı mirastan feragat sözleşmesinde bütün miras hisselerinin tamamından murisi &#8230;’dan aldığı 20.000TL bedel karşılığında feragat ettiğini, feragat bedeli olan 20.000TL’yi murisi &#8230;’dan nakden ve defaten noterliğin haricinde aldığını ifade etmiştir. Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz (TMK m. 2). Edimlerin ifasından sonra davacının şekil eksikliğini ileri sürerek, gerçekleştirdiği hukuksal işlemin iptalini istemesi; Medeni Kanununun 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük ilkesine aykırıdır. Bu bakımdan; mahkemece şekil eksikliği nedeniyle iptal isteminin reddine karar verilmesi gerekirken; yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olmuş; bozmayı gerektirmiştir.</p>
<p>&#8230;</p>
<p>&#8230;</p>
<p>&#8230;&#8221;</p>
<p><strong>Kaynakça :</strong> <em>Bu makalenin hazırlanmasında </em><a href="http://www.delilavukatlik.com"><em>www.delilavukatlik.com</em></a><em> internet sitesinden alıntı yapılmıştır. </em></p>
</div></div></div></div></div>
<p><a href="https://avukattahaakkurt.com/kilis-mirastan-feragat-nedir">Mirastan Feragat Nedir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://avukattahaakkurt.com">Kilis Avukat Taha AKKURT</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ölene Kadar Bakma Sözleşmesi Nedir?</title>
		<link>https://avukattahaakkurt.com/olene-kadar-bakma-sozlesmesi-nedir</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[avukattahaakkurt]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Sep 2025 10:00:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kilis Avukat]]></category>
		<category><![CDATA[Kilis Avukat Taha Akkurt]]></category>
		<category><![CDATA[Kilis Hukuk Avukat Bürosu]]></category>
		<category><![CDATA[Avukat Taha Akkurt]]></category>
		<category><![CDATA[Kilis Avukat Uyuşturucu Madde]]></category>
		<category><![CDATA[Kilis Avukat ve Hukuk Bürosu]]></category>
		<category><![CDATA[kilis miras avukatı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://avukattahaakkurt.com/kilis-uyusturucu-madde-kullanimi-sucu</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ölene kadar bakma sözleşmesi, bir kişinin, bakım borçlusu tarafından yaşamı boyunca bakılması ve gözetilmesi karşılığında bir malvarlığı hakkını devrettiği iki taraflı özel hukuk sözleşmesidir.</p>
<p><a href="https://avukattahaakkurt.com/olene-kadar-bakma-sozlesmesi-nedir">Ölene Kadar Bakma Sözleşmesi Nedir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://avukattahaakkurt.com">Kilis Avukat Taha AKKURT</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="fusion-fullwidth fullwidth-box fusion-builder-row-6 fusion-flex-container has-pattern-background has-mask-background nonhundred-percent-fullwidth non-hundred-percent-height-scrolling" style="--awb-border-radius-top-left:0px;--awb-border-radius-top-right:0px;--awb-border-radius-bottom-right:0px;--awb-border-radius-bottom-left:0px;--awb-flex-wrap:wrap;" ><div class="fusion-builder-row fusion-row fusion-flex-align-items-flex-start fusion-flex-content-wrap" style="max-width:1372.8px;margin-left: calc(-4% / 2 );margin-right: calc(-4% / 2 );"><div class="fusion-layout-column fusion_builder_column fusion-builder-column-5 fusion_builder_column_1_1 1_1 fusion-flex-column" style="--awb-bg-size:cover;--awb-width-large:100%;--awb-margin-top-large:0px;--awb-spacing-right-large:1.92%;--awb-margin-bottom-large:0px;--awb-spacing-left-large:1.92%;--awb-width-medium:100%;--awb-order-medium:0;--awb-spacing-right-medium:1.92%;--awb-spacing-left-medium:1.92%;--awb-width-small:100%;--awb-order-small:0;--awb-spacing-right-small:1.92%;--awb-spacing-left-small:1.92%;"><div class="fusion-column-wrapper fusion-column-has-shadow fusion-flex-justify-content-flex-start fusion-content-layout-column"><div class="fusion-title title fusion-title-6 fusion-sep-none fusion-title-text fusion-title-size-three" style="--awb-margin-top:20px;"><h3 class="fusion-title-heading title-heading-left" style="margin:0;">Ölene Kadar Bakma Sözleşmesi Nedir?</h3></div><div class="fusion-text fusion-text-6 fusion-text-no-margin" style="--awb-content-alignment:justify;--awb-margin-bottom:40px;"><p><strong>Av. Taha Akkurt ile Miras Hukuku Danışmanlığı – 0545 565 0079</strong></p>
<p><strong>Ölene kadar bakma sözleşmesi</strong>, bir kişinin, bakım borçlusu tarafından yaşamı boyunca bakılması ve gözetilmesi karşılığında bir malvarlığı hakkını devrettiği iki taraflı özel hukuk sözleşmesidir. Genellikle yaşlı veya bakıma muhtaç bireylerin, yaşam garantisi sağlamak adına tercih ettiği bu sözleşme, <strong>miras hukuku</strong> ve <strong>borçlar hukuku</strong> açısından önemli sonuçlar doğurur.</p>
<p>Bu yazımızda, “<strong>Ölene kadar bakma sözleşmesi nedir</strong>?”, “<strong>Nasıl hazırlanır?</strong>”, “<strong>İptal edilebilir mi?</strong>” ve “<strong>Saklı paya etkisi nedir?</strong>” gibi en çok merak edilen soruları <strong>Av. Taha Akkurt</strong> olarak sizler için detaylı şekilde yanıtladım.</p>
<p>📞 Hukuki danışmanlık ve sözleşme hazırlama süreci için: <strong>Av. Taha Akkurt – 0545 565 0079</strong></p>
<p><strong>✅</strong><strong> Ölene Kadar Bakma Sözleşmesi Nedir?</strong></p>
<p><strong>Ölene kadar bakma sözleşmesi</strong>, bir kişinin (bakılacak kişi), yaşamı boyunca bakımını üstlenen kişiye (bakıcıya), genellikle bir taşınmaz (ev, arsa) veya mal devri karşılığında yaptığı sözleşmedir.</p>
<p>📌 Bu sözleşme sonucunda, bakım yükümlüsü, bakıma muhtaç kişiyi <strong>ölene kadar barındırmak, beslemek, tedavi ettirmek ve ilgilenmek</strong> zorundadır.</p>
<p><strong>Yasal Dayanak:</strong></p>
<ul>
<li>Türk Borçlar Kanunu m. 611 – 619</li>
<li>Miras Hukuku ve Tapu Mevzuatı</li>
</ul>
<p><strong>✅</strong><strong> Ölene Kadar Bakma Sözleşmesi Nasıl Yapılır?</strong></p>
<ol>
<li><strong> Resmî Şekil Zorunluluğu Vardır</strong></li>
</ol>
<p>Sözleşme <strong>resmî şekilde</strong> yani <strong>noter huzurunda</strong> yapılmalıdır. Aksi takdirde geçersiz olur.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Taşınmaz Devri Tapuda Gerçekleşmelidir</strong></li>
</ol>
<p>Eğer karşılık bir ev, arsa veya başka bir gayrimenkul ise, bu devir <strong>tapu müdürlüğünde</strong> yapılmalıdır.</p>
<ol start="3">
<li><strong> Sözleşme Tarafları</strong></li>
</ol>
<ul>
<li><strong>Bakım borçlusu:</strong> Genellikle akraba, çocuk, torun veya üçüncü bir kişidir.</li>
<li><strong>Bakım alacaklısı:</strong> Yaşlı, engelli, hasta ya da bakıma muhtaç kişidir.</li>
</ul>
<p>📞 Sözleşme hazırlanması sırasında yapılacak hatalar, iptal veya dava riskini doğurabilir. İletişim: <strong>0545 565 0079</strong></p>
<p><strong>✅</strong><strong> Sözleşmenin Şartları Nelerdir?</strong></p>
<ul>
<li>Tarafların <strong>ayırma gücüne sahip</strong> olması (akıl sağlığı yerinde olmalı)</li>
<li>Sözleşmenin <strong>süreklilik arz eden bir bakım ilişkisini</strong> düzenlemesi</li>
<li><strong>Karşılıksız olmaması</strong>, yani bakıma karşılık mal devrinin öngörülmesi</li>
<li><strong>Gerçek iradeye dayalı</strong> olması (muvazaa olmamalı)</li>
</ul>
<p><strong>✅</strong><strong> Ölene Kadar Bakma Sözleşmesi Mirasçılar İçin Ne Anlama Gelir?</strong></p>
<p>Bu sözleşmeyle taşınmaz veya mal devredilmişse, <strong>mirasçılar tarafından iptali istenebilir.</strong> Ancak bunun için;</p>
<ul>
<li>Sözleşmenin şekil şartına uymadığı,</li>
<li>Bakım yükümlülüğünün yerine getirilmediği,</li>
<li>Muvazaa olduğu (mal kaçırma amacıyla yapıldığı)</li>
</ul>
<p>gibi hususların <strong>ispat edilmesi gerekir.</strong></p>
<p>📌 Mirasçılar çoğu zaman bu sözleşmeye “<strong>muris muvazaası</strong>” veya “<strong>saklı pay ihlali</strong>” gerekçesiyle dava açarlar.</p>
<p>👉 Böyle durumlarda profesyonel hukuki yardım almak büyük önem taşır.<br />
📞 <strong>Av. Taha Akkurt – Miras Hukuku Avukatı – 0545 565 0079</strong></p>
<p><strong>✅</strong><strong> Sözleşme Hangi Hallerde İptal Edilir?</strong></p>
<ul>
<li>Taraflardan birinin ehliyetsiz olması</li>
<li>Noter yerine adi yazılı şekilde yapılması</li>
<li>Bakım yükümlüsünün yükümlülüklerini ihlal etmesi</li>
<li>İrade sakatlığı (tehdit, hile, zorlama)</li>
</ul>
<p>Bu gibi durumlarda sözleşme <strong>geçersiz sayılabilir</strong> veya <strong>mahkeme kararıyla iptal</strong> edilebilir.</p>
<p><strong>✅</strong><strong> Bakım Yükümlüsü Görevini Yerine Getirmezse Ne Olur?</strong></p>
<p>Eğer bakım borçlusu, bakım yükümlülüklerini ihlal ederse:</p>
<ul>
<li>Mahkeme yoluyla <strong>sözleşme feshedilebilir</strong>,</li>
<li><strong>Tapu iptal ve tescil davası</strong> açılabilir,</li>
<li>Maddi-manevi <strong>tazminat</strong> talep edilebilir.</li>
</ul>
<p>📌 Bu tür uyuşmazlıkların çözümü için <strong>miras hukuku alanında deneyimi yüksek bir avukatla çalışmak</strong> büyük avantaj sağlar.</p>
<p>📞 Danışmak için: <strong>Av. Taha Akkurt – 0545 565 0079</strong></p>
<p><strong>🔍</strong><strong> Sıkça Sorulan Sorular</strong></p>
<p><strong>❓</strong><strong> Ölene kadar bakma sözleşmesi nasıl yapılır?</strong></p>
<p>Noter huzurunda, yazılı ve resmî şekilde düzenlenmelidir.</p>
<p><strong>❓</strong><strong> Ölene kadar bakma sözleşmesi mirasçılar tarafından iptal edilebilir mi?</strong></p>
<p>Evet, muvazaa ya da bakım yükümlülüğü ihlali varsa iptal davası açılabilir.</p>
<p><strong>❓</strong><strong> Bu sözleşme ile tapu devri yapılır mı?</strong></p>
<p>Evet, karşılık taşınmaz devri sözleşmenin geçerli bir unsurudur.</p>
<p><strong>❓</strong><strong> Sözleşme noter dışında yapılsa geçerli olur mu?</strong></p>
<p>Hayır, mutlaka resmî şekilde (noter huzurunda) yapılmalıdır.</p>
<p><strong>📌</strong><strong> Sonuç: Neden Profesyonel Destek Almalısınız?</strong></p>
<p><strong>Ölene kadar bakma sözleşmesi</strong> hem borçlar hukuku hem de miras hukuku yönünden ciddi sonuçlar doğurur. Hatalı hazırlanması hâlinde;</p>
<ul>
<li>Mirasçılar dava açabilir,</li>
<li>Tapu iptal edilebilir,</li>
<li>Bakım yükümlüsü haklarını kaybedebilir.</li>
</ul>
</div></div></div></div></div>
<p><a href="https://avukattahaakkurt.com/olene-kadar-bakma-sozlesmesi-nedir">Ölene Kadar Bakma Sözleşmesi Nedir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://avukattahaakkurt.com">Kilis Avukat Taha AKKURT</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Geçit Hakkı Davası Nedir? Tarlama Nasıl Yol Alabilirim?</title>
		<link>https://avukattahaakkurt.com/gecit-hakki-davasi-tarlama-nasil-yol-alabilirim</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[avukattahaakkurt]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Sep 2025 10:00:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kilis Avukat]]></category>
		<category><![CDATA[Kilis Avukat Taha Akkurt]]></category>
		<category><![CDATA[Kilis Hukuk Avukat Bürosu]]></category>
		<category><![CDATA[Avukat Taha Akkurt]]></category>
		<category><![CDATA[Kilis Avukat ve Hukuk Bürosu]]></category>
		<category><![CDATA[kilis gecit hakkı davası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://avukattahaakkurt.com/olene-kadar-bakma-sozlesmesi-nedir</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geçit hakkı, sözleşme yoluyla ya da mahkeme kararıyla tesis edilebilir. Taraflar arasında anlaşma sağlanamaması halinde, hak sahibi taşınmazın bulunduğu yer Asliye Hukuk Mahkemesi’nde dava açmak suretiyle bu hakkı talep edebilir.</p>
<p><a href="https://avukattahaakkurt.com/gecit-hakki-davasi-tarlama-nasil-yol-alabilirim">Geçit Hakkı Davası Nedir? Tarlama Nasıl Yol Alabilirim?</a> yazısı ilk önce <a href="https://avukattahaakkurt.com">Kilis Avukat Taha AKKURT</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="fusion-fullwidth fullwidth-box fusion-builder-row-7 fusion-flex-container has-pattern-background has-mask-background nonhundred-percent-fullwidth non-hundred-percent-height-scrolling" style="--awb-border-radius-top-left:0px;--awb-border-radius-top-right:0px;--awb-border-radius-bottom-right:0px;--awb-border-radius-bottom-left:0px;--awb-flex-wrap:wrap;" ><div class="fusion-builder-row fusion-row fusion-flex-align-items-flex-start fusion-flex-content-wrap" style="max-width:1372.8px;margin-left: calc(-4% / 2 );margin-right: calc(-4% / 2 );"><div class="fusion-layout-column fusion_builder_column fusion-builder-column-6 fusion_builder_column_1_1 1_1 fusion-flex-column" style="--awb-bg-size:cover;--awb-width-large:100%;--awb-margin-top-large:0px;--awb-spacing-right-large:1.92%;--awb-margin-bottom-large:0px;--awb-spacing-left-large:1.92%;--awb-width-medium:100%;--awb-order-medium:0;--awb-spacing-right-medium:1.92%;--awb-spacing-left-medium:1.92%;--awb-width-small:100%;--awb-order-small:0;--awb-spacing-right-small:1.92%;--awb-spacing-left-small:1.92%;"><div class="fusion-column-wrapper fusion-column-has-shadow fusion-flex-justify-content-flex-start fusion-content-layout-column"><div class="fusion-title title fusion-title-7 fusion-sep-none fusion-title-text fusion-title-size-three" style="--awb-margin-top:20px;"><h3 class="fusion-title-heading title-heading-left" style="margin:0;">Geçit Hakkı Davası Nedir? Tarlama Nasıl Yol Alabilirim?</h3></div><div class="fusion-text fusion-text-7 fusion-text-no-margin" style="--awb-content-alignment:justify;--awb-margin-bottom:40px;"><p>Mülkiyet hakkı, Anayasa ve Türk Medeni Kanunu (TMK) ile koruma altına alınmış temel haklardan biridir. Ancak bazı durumlarda bir taşınmazın kamuya açık yola doğrudan bağlantısı bulunmayabilir. Bu gibi durumlarda, taşınmaz maliki mülkiyet hakkını kullanamaz hâle gelir. İşte bu noktada devreye geçit hakkı kurumu girer. Geçit hakkı hem özel hukuk düzeni hem de kamu düzeni açısından önemli sonuçlar doğuran bir kurumdur.</p>
<p>Bu makalede, geçit hakkı davasının hukuki dayanağı, açılma koşulları, yargılama usulü ve Yargıtay içtihatları ışığında uygulamaya yansımaları ele alınacaktır.</p>
<ol>
<li><strong> Geçit Hakkının Hukuki Dayanağı</strong></li>
</ol>
<p>Geçit hakkı, TMK m. 747–758 arasında düzenlenmiştir. Özellikle TMK m. 747, bu hakkın doğmasına ilişkin temel çerçeveyi çizer:</p>
<p>&#8220;Yol olmayan bir taşınmaz malikinin, taşınmazını kullanabilmek için uygun bir geçit yoluna ihtiyacı varsa, komşu taşınmazlar üzerinden bedel karşılığı geçit hakkı isteyebilir.&#8221; (TMK m. 747)</p>
<p>Geçit hakkı, sözleşme yoluyla ya da mahkeme kararıyla tesis edilebilir. Taraflar arasında anlaşma sağlanamaması halinde, hak sahibi taşınmazın bulunduğu yer Asliye Hukuk Mahkemesi’nde dava açmak suretiyle bu hakkı talep edebilir.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Geçit Hakkı Davasının Şartları</strong></li>
<li><strong>a) Yol Olmayan Taşınmaz</strong></li>
</ol>
<p>Davanın açılabilmesi için ilk şart, taşınmazın kamuya açık bir yola çıkışının bulunmamasıdır. Yargıtay’a göre, yolun fiziken bulunması yeterli değil; aynı zamanda kullanıma elverişli olması gerekir (Yargıtay 14. HD, 2017/2670 E., 2018/5342 K., T. 26.06.2018).</p>
<ol>
<li><strong>b) Zaruret Hali</strong></li>
</ol>
<p>Geçit hakkı talebi için taşınmaz malikinin bu yola &#8220;zaruri&#8221; olarak ihtiyaç duyması gerekir. Sadece kolaylık sağlama veya ekonomik avantaj elde etme amacıyla geçit hakkı istenemez. Bu zaruret objektif kriterlere göre değerlendirilir.</p>
<ol>
<li><strong>c) Uygun Güzergâh Seçimi</strong></li>
</ol>
<p>Geçit hakkı, komşu taşınmazlar üzerinden mümkün olan en az zarar verecek şekilde tesis edilmelidir.</p>
<p>TMK m. 748 bu noktayı vurgular:</p>
<p>&#8220;Geçit hakkı, taşınmaz maliklerine en az zarar verecek şekilde belirlenir.&#8221;</p>
<ol start="3">
<li><strong> Geçit Hakkı Davasında Yargılama Usulü</strong></li>
</ol>
<p>Geçit hakkı davası, Asliye Hukuk Mahkemesi’nin görev alanına girer. Dava, geçit istenen taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde açılır. Dava sırasında mahkeme bilirkişi incelemesi yaparak zaruret halini, güzergâh uygunluğunu ve bedeli değerlendirir. Geçit hakkı, taşınmazın tapu kaydına şerh edilmek suretiyle kalıcı nitelik kazanır (TMK m. 756).</p>
<ol start="4">
<li><strong> Bedel ve Tazminat</strong></li>
</ol>
<p>Geçit hakkı kurulurken karşılık olarak bir bedel ödenmesi esastır. Bedel belirlenirken, taşınmaza verilecek zarar, kullanım şekli ve taşınmazın değerinde meydana gelecek azalma dikkate alınır. Bu bedel bir defaya mahsus ödenebileceği gibi sürekli de olabilir. Yargıtay, bu konuda somut olayın özelliklerine göre değerlendirme yapılması gerektiğini kabul etmektedir (Yargıtay 14. HD, 2015/10056 E., 2016/1064 K., T. 01.02.2016).</p>
<ol start="5">
<li><strong> Yargıtay Kararları Işığında Uygulama</strong></li>
</ol>
<p>Yargıtay uygulamasında, geçit hakkı tesisinde ölçülülük ve zaruret ilkelerine büyük önem verilmektedir. Aşağıda örnek bir karar özetlenmiştir:</p>
<p><strong>Yargıtay 14. HD, 2021/6215 E., 2022/3924 K., T. 22.06.2022</strong><br />
&#8220;Taşınmazın kamuya açık yola bağlantısı bulunmayan davacının geçit hakkı talebi, komşu taşınmaza en az zarar verecek şekilde kabul edilmelidir. Mahkemece güzergâhın en az zarar verecek şekilde belirlenmesi ve uygun bedelin tespiti gerekir.&#8221;</p>
<ol start="6">
<li><strong> Sonuç</strong></li>
</ol>
<p>Geçit hakkı davası, mülkiyet hakkının etkin şekilde kullanılmasını temin eden önemli bir hukuki araçtır. Ancak bu hak, keyfi şekilde değil, zaruret ve ölçülülük ilkeleri çerçevesinde kullanılmalıdır. Uygulamada, Yargıtay içtihatları bu ilkeleri sürekli olarak pekiştirmekte, geçit hakkının sınırlarını çizmektedir. Davanın usulüne uygun açılması ve doğru güzergâhın tespiti, hakkın hem talep eden hem de yükümlü kılınan taraf açısından adil uygulanmasını sağlar.</p>
<p>Geçit hakkı davası konusu itibariyle teknik bir dava olması nedeniyle bu alanda uzman bir avukat idaresinde yürütülmesi tavsiye edilen davalardan biridir. Kilis ve çevre illerde geçit hakkı davalarında hukuk büromuz müvekkillerine hukuki destek sağlamaktadır. Büromuza 0545 565 00 79 numaralı hattan ulaşım sağlayabilirsiniz.</p>
<p><strong>Kaynakça</strong></p>
<ol>
<li>Türk Medeni Kanunu, m. 747–758.</li>
<li>Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, 2017/2670 E., 2018/5342 K., T. 26.06.2018.</li>
<li>Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, 2015/10056 E., 2016/1064 K., T. 01.02.2016.</li>
<li>Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, 2021/6215 E., 2022/3924 K., T. 22.06.2022.</li>
<li>Dural, M./Öğüz, T.: <strong>Türk Özel Hukuku Cilt III – Eşya Hukuku</strong>, Filiz Kitabevi, 2021.</li>
<li>Akıntürk, T./Ateş, D.: <strong>Türk Medeni Hukuku – Eşya Hukuku</strong>, Beta Yay., 2022.</li>
</ol>
</div></div></div></div></div>
<p><a href="https://avukattahaakkurt.com/gecit-hakki-davasi-tarlama-nasil-yol-alabilirim">Geçit Hakkı Davası Nedir? Tarlama Nasıl Yol Alabilirim?</a> yazısı ilk önce <a href="https://avukattahaakkurt.com">Kilis Avukat Taha AKKURT</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kripto para miras kalır mı? Kripto para sahibi ölürse ne olur?</title>
		<link>https://avukattahaakkurt.com/kilis-kripto-para-miras-kalir-mi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[avukattahaakkurt]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Apr 2025 09:38:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kilis Avukat]]></category>
		<category><![CDATA[Kilis Avukat Taha Akkurt]]></category>
		<category><![CDATA[Kilis Hukuk Avukat Bürosu]]></category>
		<category><![CDATA[Avukat Taha Akkurt]]></category>
		<category><![CDATA[Kilis Avukat ve Hukuk Bürosu]]></category>
		<category><![CDATA[Kripto para miras kalır mı?]]></category>
		<category><![CDATA[Kripto para sahibi ölürse ne olur?]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://avukattahaakkurt.com/kilis-uyusturucu-madde-kullanimi-sucu</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türk Medeni Kanunu’nun 599. maddesinde mirasın geçişine dair hükümler olduğunu vurgulayan Akkurt, kripto varlıkların da bu kapsamda yer aldığını belirtti.</p>
<p><a href="https://avukattahaakkurt.com/kilis-kripto-para-miras-kalir-mi">Kripto para miras kalır mı? Kripto para sahibi ölürse ne olur?</a> yazısı ilk önce <a href="https://avukattahaakkurt.com">Kilis Avukat Taha AKKURT</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="fusion-fullwidth fullwidth-box fusion-builder-row-8 fusion-flex-container has-pattern-background has-mask-background nonhundred-percent-fullwidth non-hundred-percent-height-scrolling" style="--awb-border-radius-top-left:0px;--awb-border-radius-top-right:0px;--awb-border-radius-bottom-right:0px;--awb-border-radius-bottom-left:0px;--awb-flex-wrap:wrap;" ><div class="fusion-builder-row fusion-row fusion-flex-align-items-flex-start fusion-flex-content-wrap" style="max-width:1372.8px;margin-left: calc(-4% / 2 );margin-right: calc(-4% / 2 );"><div class="fusion-layout-column fusion_builder_column fusion-builder-column-7 fusion_builder_column_1_1 1_1 fusion-flex-column" style="--awb-bg-size:cover;--awb-width-large:100%;--awb-margin-top-large:0px;--awb-spacing-right-large:1.92%;--awb-margin-bottom-large:0px;--awb-spacing-left-large:1.92%;--awb-width-medium:100%;--awb-order-medium:0;--awb-spacing-right-medium:1.92%;--awb-spacing-left-medium:1.92%;--awb-width-small:100%;--awb-order-small:0;--awb-spacing-right-small:1.92%;--awb-spacing-left-small:1.92%;"><div class="fusion-column-wrapper fusion-column-has-shadow fusion-flex-justify-content-flex-start fusion-content-layout-column"><div class="fusion-title title fusion-title-8 fusion-sep-none fusion-title-text fusion-title-size-three" style="--awb-margin-top:20px;"><h3 class="fusion-title-heading title-heading-left" style="margin:0;">Kripto para miras kalır mı? Kripto para sahibi ölürse ne olur?</h3></div><div class="fusion-video fusion-youtube" style="--awb-max-width:600px;--awb-max-height:360px;"><div class="video-shortcode"><lite-youtube videoid="U3YuTDuCwXY" class="landscape" params="wmode=transparent&autoplay=1&enablejsapi=1" title="YouTube video player 1" width="600" height="360" data-thumbnail-size="auto"></lite-youtube></div></div><div class="fusion-text fusion-text-8 fusion-text-no-margin" style="--awb-margin-bottom:40px;"><h3 id="content" class="content font-normal text-gray-700 text-xl lg:text-2xl leading-6 mb-8 mt-8 block ">Kilis’te Avukatlık Yapan Muhammed Taha Akkurt, Kripto Varlıklarda Miras Tehlikesine Dikkat Çekerek Kripto Varlıkların Mirasa Konu Olabilmesi İçin Özel Düzenlemelere İhtiyaç Olduğunu Söyledi.</h3>
<p>Kilis’te avukatlık yapan Muhammed Taha Akkurt, kripto paraların Türk hukuk sistemine göre para değil, ’kripto varlık’ olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Akkurt, bu ifadenin kripto varlıkların hukuki açıdan daha doğru bir şekilde ele alınmasını sağlayacağını söyleyerek, &#8220;Kripto varlıklar, diğer mal varlıkları gibi mirasa konu olabilir, ancak özel düzenlemelere ihtiyaç duyulmaktadır&#8221; dedi. Türk Medeni Kanunu’nun 599. maddesinde mirasın geçişine dair hükümler olduğunu vurgulayan Akkurt, kripto varlıkların da bu kapsamda yer aldığını belirtti.</p>
<p><strong>&#8220;Kripto varlıkların miras paylaşımında dikkat edilmesi gereken iki durum’’</strong></p>
<p>Akkurt, kripto varlıkların mirasçılara aktarımının iki farklı şekilde gerçekleşebileceğini söyledi. İlk olarak, kripto varlıkların bir alım, satım platformunda tutulması durumunda, mirasçılar veraset ilamı ve veraset, intikal vergisini ödedikten sonra bu platforma başvurarak miras payları oranında haklarını alabilecekler.</p>
<p><strong>Şifresini bilmeyen mirası kaybedecek</strong></p>
<p>Diğer bir durumda ise, miras bırakan kişinin kripto varlıklarını soğuk cüzdanlarda saklaması söz konusu olabilir. Akkurt, bu durumda private key bilgisi bilinmediği takdirde mirasçıların ciddi hak kayıpları yaşayabileceklerini vurguladı.</p>
<p><strong>Miras sözleşmesi önerisi</strong></p>
<p>Akkurt, kripto varlıklarını soğuk cüzdanlarda tutan vatandaşların private key bilgilerini mirasçılarına bildirmeleri gerektiğine dikkat çekti. &#8220;Bu bilgilerin miras sözleşmesi ile paylaşılması, mirasçılar açısından büyük önem taşır. Aksi takdirde, kripto varlıklara erişim sağlanamayabilir ve ciddi mağduriyetler yaşanabilir&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Kaynak:</p>
<p><a href="https://www.iha.com.tr/kilis-haberleri/kripto-varliklarda-miras-tehlikesi-219284599">https://www.iha.com.tr/kilis-haberleri/kripto-varliklarda-miras-tehlikesi-219284599</a></p>
<p><a href="https://www.ensonhaber.com/bilgi/kripto-para-miras-kalir-mi-kripto-para-sahibi-olurse-ne-olur">https://www.ensonhaber.com/bilgi/kripto-para-miras-kalir-mi-kripto-para-sahibi-olurse-ne-olur</a></p>
<p><a href="https://www.gazetevatan.com/galeri/kripto-paralar-miras-kalabilir-mi-sifresini-bilmeyen-hakkini-kaybedecek-2262215">https://www.gazetevatan.com/galeri/kripto-paralar-miras-kalabilir-mi-sifresini-bilmeyen-hakkini-kaybedecek-2262215</a></p>
<p><a href="https://www.referansgazetesi.com.tr/kripto-para-miras-kalir-mi-kripto-varliklar-olen-kisinin-yakinlarina-nasil-gecer">https://www.referansgazetesi.com.tr/kripto-para-miras-kalir-mi-kripto-varliklar-olen-kisinin-yakinlarina-nasil-gecer</a></p>
<div class="video-shortcode">
<blockquote class="wp-embedded-content" data-secret="jnW1FI6NKu">
<p><a href="https://www.haberkenti.com/kilisli-avukat-kripto-varliklarin-miras-kanununda-ele-alinmasi-gerektigine-dikkat-cekti-393013">Kilisli Avukat, Kripto Varlıkların Miras Kanununda Ele Alınması Gerektiğine Dikkat Çekti</a></p>
</blockquote>
<p><iframe class="wp-embedded-content" sandbox="allow-scripts" security="restricted"  title="&#8220;Kilisli Avukat, Kripto Varlıkların Miras Kanununda Ele Alınması Gerektiğine Dikkat Çekti&#8221; &#8212; Haber Kenti" src="https://www.haberkenti.com/kilisli-avukat-kripto-varliklarin-miras-kanununda-ele-alinmasi-gerektigine-dikkat-cekti-393013/embed#?secret=t6Z8TzfjoP#?secret=jnW1FI6NKu" data-secret="jnW1FI6NKu" width="600" height="338" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no"></iframe></div>
</div></div></div></div></div>
<p><a href="https://avukattahaakkurt.com/kilis-kripto-para-miras-kalir-mi">Kripto para miras kalır mı? Kripto para sahibi ölürse ne olur?</a> yazısı ilk önce <a href="https://avukattahaakkurt.com">Kilis Avukat Taha AKKURT</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uyuşturucu Madde Kullanımı Suçu</title>
		<link>https://avukattahaakkurt.com/kilis-uyusturucu-madde-kullanimi-sucu</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[avukattahaakkurt]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 23 Feb 2025 20:19:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kilis Avukat]]></category>
		<category><![CDATA[Kilis Avukat Taha Akkurt]]></category>
		<category><![CDATA[Kilis Hukuk Avukat Bürosu]]></category>
		<category><![CDATA[Avukat Taha Akkurt]]></category>
		<category><![CDATA[Kilis Avukat Uyuşturucu Madde]]></category>
		<category><![CDATA[Kilis Avukat ve Hukuk Bürosu]]></category>
		<category><![CDATA[Kilis Uyuşturucu Madde Kullanım Suçu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://avukattahaakkurt.com/kanun-yararina-bozma-nedir</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanımı, hem birey sağlığını hem de toplumsal düzeni olumsuz etkileyen ciddi bir sorundur.</p>
<p><a href="https://avukattahaakkurt.com/kilis-uyusturucu-madde-kullanimi-sucu">Uyuşturucu Madde Kullanımı Suçu</a> yazısı ilk önce <a href="https://avukattahaakkurt.com">Kilis Avukat Taha AKKURT</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="fusion-fullwidth fullwidth-box fusion-builder-row-9 fusion-flex-container has-pattern-background has-mask-background nonhundred-percent-fullwidth non-hundred-percent-height-scrolling" style="--awb-border-radius-top-left:0px;--awb-border-radius-top-right:0px;--awb-border-radius-bottom-right:0px;--awb-border-radius-bottom-left:0px;--awb-flex-wrap:wrap;" ><div class="fusion-builder-row fusion-row fusion-flex-align-items-flex-start fusion-flex-content-wrap" style="max-width:1372.8px;margin-left: calc(-4% / 2 );margin-right: calc(-4% / 2 );"><div class="fusion-layout-column fusion_builder_column fusion-builder-column-8 fusion_builder_column_1_1 1_1 fusion-flex-column" style="--awb-bg-size:cover;--awb-width-large:100%;--awb-margin-top-large:0px;--awb-spacing-right-large:1.92%;--awb-margin-bottom-large:0px;--awb-spacing-left-large:1.92%;--awb-width-medium:100%;--awb-order-medium:0;--awb-spacing-right-medium:1.92%;--awb-spacing-left-medium:1.92%;--awb-width-small:100%;--awb-order-small:0;--awb-spacing-right-small:1.92%;--awb-spacing-left-small:1.92%;"><div class="fusion-column-wrapper fusion-column-has-shadow fusion-flex-justify-content-flex-start fusion-content-layout-column"><div class="fusion-title title fusion-title-9 fusion-sep-none fusion-title-text fusion-title-size-three" style="--awb-margin-top:20px;"><h3 class="fusion-title-heading title-heading-left" style="margin:0;">Uyuşturucu Madde Kullanımı Suçu</h3></div><div class="fusion-text fusion-text-9 fusion-text-no-margin" style="--awb-margin-bottom:40px;"><p>Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanımı, hem birey sağlığını hem de toplumsal düzeni olumsuz etkileyen ciddi bir sorundur. Bu nedenle, Türk Ceza Kanunu (TCK) kapsamında, uyuşturucu madde kullanımı ve bu amaçla gerçekleştirilen fiiller suç olarak tanımlanmıştır. Bu makalede, TCK&#8217;nın 191. maddesi çerçevesinde &#8220;kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek, bulundurmak ya da kullanmak&#8221; suçu incelenecektir.</p>
<p><strong>Yasal Düzenleme ve Suçun Unsurları</strong></p>
<p>TCK&#8217;nın 191. maddesine göre, &#8220;Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.&#8221; Bu düzenleme, uyuşturucu madde kullanımını ve bu amaçla yapılan fiilleri suç olarak tanımlamaktadır. Suçun oluşabilmesi için failin, uyuşturucu maddeyi kullanma amacıyla hareket etmesi gerekmektedir. Burada önemli olan, söz konusu maddenin ticaretini yapma amacı değil, kişisel kullanım amacıyla bulundurulmasıdır. Eğer bulundurulan madde miktarı, kişisel kullanım sınırlarını aşacak düzeydeyse veya ticaret amacı taşıdığına dair deliller mevcutsa, TCK&#8217;nın 188. maddesi kapsamında &#8220;uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti&#8221; suçu oluşacaktır. <sup>[1]</sup></p>
<p><strong>Suçun Cezası ve Yaptırımlar</strong></p>
<p>Uyuşturucu madde kullanma veya bulundurma suçunun cezası, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasıdır. Ancak, TCK&#8217;nın 191. maddesi, bu suçla ilgili olarak bazı özel düzenlemeler içermektedir. Örneğin, maddenin 2. fıkrası uyarınca, &#8220;Bu suçtan dolayı başlatılan soruşturmada, Cumhuriyet savcısı, kamu davasının açılmasını beş yıl süreyle erteleyebilir ve bu süre zarfında denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına karar verebilir.&#8221; Bu düzenleme, uyuşturucu madde kullanan kişilerin rehabilitasyonunu ve topluma kazandırılmasını amaçlamaktadır. Eğer kişi, denetimli serbestlik süresi içinde yükümlülüklerine uygun davranır ve tekrar suç işlemezse, hakkında kamu davası açılmayacaktır. Aksi takdirde, ertelenen kamu davası açılarak yargılama süreci başlatılacaktır. <sup>[1]</sup></p>
<p><strong>Uygulamada Dikkate Alınan Hususlar</strong></p>
<p>Uyuşturucu madde kullanma suçunun tespitinde, failin üzerinde veya kullanımında bulunan maddenin miktarı, türü ve bulundurma şekli gibi unsurlar dikkate alınmaktadır. Özellikle, bulundurulan maddenin miktarı, failin kişisel kullanım amacıyla mı yoksa ticari amaçla mı hareket ettiğinin belirlenmesinde önemli bir kriterdir. Yargıtay kararlarına göre, failin uyuşturucu maddeyi ticari amaçla bulundurup bulundurmadığı, ele geçirilen maddenin miktarı, paketlenme şekli, failin ekonomik durumu ve önceki sabıka kaydı gibi delillerle değerlendirilmelidir.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Uyuşturucu madde kullanımı, birey ve toplum sağlığını tehdit eden önemli bir sorundur. Türk Ceza Kanunu, bu sorunun önüne geçmek ve caydırıcılığı sağlamak amacıyla, kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alma, kabul etme, bulundurma ve kullanma fiillerini suç olarak düzenlemiştir. Ancak, kanun koyucu, bu suçları işleyen kişilerin rehabilitasyonu ve topluma kazandırılması amacıyla, denetimli serbestlik ve kamu davasının açılmasının ertelenmesi gibi alternatif yaptırımları da öngörmüştür. Bu yaklaşım, cezalandırmanın yanı sıra, bireylerin yeniden topluma kazandırılmasını hedefleyen bir ceza politikası olarak değerlendirilebilir.</p>
<p><strong>Kaynakça</strong></p>
<ol>
<li>Çetin, S. H. (2016). Kullanmak İçin Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde Satın Almak, Kabul Etmek, Bulundurmak ya da Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde Kullanmak Suçu (TCK m.191). <em>Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi</em>, 65(4), 1353-1480.</li>
<li>Yılmaz, E. (2018). Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde Kullanılmasını Kolaylaştırma ve Özendirme Suçları (TCK m.190). <em>Türkiye Adalet Akademisi Dergisi</em>, 9(35), 345-372.</li>
<li>Yenerer Çakmut, Ö. (2018). Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde Kullanılmasını Kolaylaştırma Suçu (TCK m.190). <em>Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi</em>, 20(2), 3111-3125.</li>
<li>Öner, M. Z. (2010). 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu&#8217;nda Uyuşturucu Madde İmal, İthal ve İhraç Suçları. <em>Türkiye Barolar Birliği Dergisi</em>, (88), 113-138.</li>
</ol>
<p>Berkün, B. (2021). Uyuşturucu Madde Kullanımını Yasallaştırma Eğilimi. <em>Türk-Alman Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi</em>, 3(1), 1-96.</p>
</div></div></div></div></div>
<p><a href="https://avukattahaakkurt.com/kilis-uyusturucu-madde-kullanimi-sucu">Uyuşturucu Madde Kullanımı Suçu</a> yazısı ilk önce <a href="https://avukattahaakkurt.com">Kilis Avukat Taha AKKURT</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanun Yararına Bozma Nedir?</title>
		<link>https://avukattahaakkurt.com/kanun-yararina-bozma-nedir</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[avukattahaakkurt]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 23 Feb 2025 20:12:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kilis Avukat]]></category>
		<category><![CDATA[Kilis Avukat Taha Akkurt]]></category>
		<category><![CDATA[Kilis Hukuk Avukat Bürosu]]></category>
		<category><![CDATA[Avukat Taha Akkurt]]></category>
		<category><![CDATA[kanun yararına bozma]]></category>
		<category><![CDATA[Kilis Avukat Kanun yararı]]></category>
		<category><![CDATA[Kilis Avukat ve Hukuk Bürosu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://avukattahaakkurt.com/gecit-hakki-davasi</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanun yararına bozma, Türk ceza yargılamasında, istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıkların giderilmesi amacıyla başvurulan olağanüstü bir kanun yoludur.</p>
<p><a href="https://avukattahaakkurt.com/kanun-yararina-bozma-nedir">Kanun Yararına Bozma Nedir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://avukattahaakkurt.com">Kilis Avukat Taha AKKURT</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="fusion-fullwidth fullwidth-box fusion-builder-row-10 fusion-flex-container has-pattern-background has-mask-background nonhundred-percent-fullwidth non-hundred-percent-height-scrolling" style="--awb-border-radius-top-left:0px;--awb-border-radius-top-right:0px;--awb-border-radius-bottom-right:0px;--awb-border-radius-bottom-left:0px;--awb-flex-wrap:wrap;" ><div class="fusion-builder-row fusion-row fusion-flex-align-items-flex-start fusion-flex-content-wrap" style="max-width:1372.8px;margin-left: calc(-4% / 2 );margin-right: calc(-4% / 2 );"><div class="fusion-layout-column fusion_builder_column fusion-builder-column-9 fusion_builder_column_1_1 1_1 fusion-flex-column" style="--awb-bg-size:cover;--awb-width-large:100%;--awb-margin-top-large:0px;--awb-spacing-right-large:1.92%;--awb-margin-bottom-large:0px;--awb-spacing-left-large:1.92%;--awb-width-medium:100%;--awb-order-medium:0;--awb-spacing-right-medium:1.92%;--awb-spacing-left-medium:1.92%;--awb-width-small:100%;--awb-order-small:0;--awb-spacing-right-small:1.92%;--awb-spacing-left-small:1.92%;"><div class="fusion-column-wrapper fusion-column-has-shadow fusion-flex-justify-content-flex-start fusion-content-layout-column"><div class="fusion-title title fusion-title-10 fusion-sep-none fusion-title-text fusion-title-size-three" style="--awb-margin-top:20px;"><h3 class="fusion-title-heading title-heading-left" style="margin:0;">KANUN YARARINA BOZMA NEDİR?</h3></div><div class="fusion-text fusion-text-10 fusion-text-no-margin" style="--awb-margin-bottom:40px;"><p>Kanun yararına bozma, Türk ceza yargılamasında, istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıkların giderilmesi amacıyla başvurulan olağanüstü bir kanun yoludur. Bu mekanizma, hukuka aykırı kararların düzeltilmesi ve yargı uygulamalarında birliğin sağlanması için önemli bir işleve sahiptir.</p>
<p><strong>Kanun Yararına Bozmanın Hukuki Dayanağı ve Amacı</strong></p>
<p>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu&#8217;nun (CMK) 309 ve 310. maddelerinde düzenlenen kanun yararına bozma, hâkim veya mahkemeler tarafından verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerdeki esasa ya da usule ilişkin hukuka aykırılıkların giderilmesini amaçlar. Bu yolla, hukuka aykırı kararların düzeltilmesi ve ülke genelinde uygulama birliğinin sağlanması hedeflenir.</p>
<p><a href="https://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/ViewPDF-ceza-muhakemesi-kanunu-nda-kanun-yararina-bozma-1545?utm_source=chatgpt.com">Türkiye Barolar Birliği Dergisi</a></p>
<p><strong>Başvuru Yetkisi ve Usulü</strong></p>
<p>Kanun yararına bozma yoluna başvurma yetkisi kural olarak Adalet Bakanlığı&#8217;na aittir. Adalet Bakanlığı, hukuka aykırılık tespit ettiğinde, karar veya hükmün Yargıtay tarafından bozulması istemini Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı&#8217;na yazılı olarak bildirir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, bu talebi ilgili Yargıtay ceza dairesine ileterek incelemenin yapılmasını sağlar. Ayrıca, hükümlünün cezasının kaldırılmasını veya daha hafif bir ceza verilmesini gerektiren hallerde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı re&#8217;sen de kanun yararına bozma yoluna başvurabilir.</p>
<p><strong>Kanun Yararına Bozmanın Konusu ve Kapsamı</strong></p>
<p>Bu olağanüstü kanun yolu, istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıkların giderilmesi amacıyla kullanılır. Ancak, her türlü hukuka aykırılık değil, maddi hukuka veya usul hukukuna ilişkin ve hükmün esasını etkileyen ciddi nitelikteki aykırılıklar kanun yararına bozma konusu yapılabilir. Örneğin, hâkimin takdir yetkisi kapsamında olan hususlar veya delillerin değerlendirilmesine ilişkin konular, bu kanun yolunun kapsamı dışında kalır.</p>
<p><a href="https://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/ViewPDF-ceza-muhakemesi-kanunu-nda-kanun-yararina-bozma-1545?utm_source=chatgpt.com">Türkiye Barolar Birliği Dergisi</a></p>
<p><strong>Sonuçları ve Uygulama Alanı</strong></p>
<p>Yargıtay ilgili ceza dairesi, kanun yararına bozma talebini yerinde bulursa, karar veya hükmü bozar. Bozma kararı, kural olarak sanık aleyhine sonuç doğurmaz; ancak, sanık lehine olan bozma kararları infazı durdurabilir veya daha hafif bir ceza verilmesini sağlayabilir. Bu yönüyle, kanun yararına bozma, hukuka aykırı kararların düzeltilmesi ve yargı sisteminde adaletin tesis edilmesi açısından önemli bir mekanizmadır.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Kanun yararına bozma, Türk ceza muhakemesi hukukunda, hukuka aykırı ve kesinleşmiş kararların düzeltilmesi için başvurulan etkili bir olağanüstü kanun yoludur. Bu mekanizma, yargılamada hataların giderilmesi, uygulama birliğinin sağlanması ve adil yargılanma hakkının korunması açısından kritik bir öneme sahiptir.</p>
</div></div></div></div></div>
<p><a href="https://avukattahaakkurt.com/kanun-yararina-bozma-nedir">Kanun Yararına Bozma Nedir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://avukattahaakkurt.com">Kilis Avukat Taha AKKURT</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
